Arşiv Anasayfa "R" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
RÜŞVETİN BELGESİ By: Grkm Date: May 04, 2007, 10:07:45 PM
RÜŞVETİN BELGESİ

   Televizyon programlarını sık sık eleştirenlerdeniz biz de. Kültürümüzü yozlaştırıyorlar, gençlere ve çocuklara kötü örnek oluyorlar… diye.
   Ama iyi şeyler de yapmıyorlar değil elbette. Rüşvet  konusunu işledi kanalların birinde genç bir yapımcı. Hafta içi bir akşam.
   “Güzel şeyler gündeme getirildi, diyemeyeceğiz elbette. Çünkü rüşvetin güzeli olmaz. Rüşvet güzel bir biçimde gündeme taşındı.
   Resmi tarih kitaplarından, Sokollu’nun çok güçlü bir devlet adamı olduğunu öğrenmiştik.Gurur duymuştuk.
Rüşvetçiliğini öğrendik şimdi de. Televizyonlardan bir başka açılıyor pencereler, ortam özgür olunca. Bir başka açılıyor pandoranın kutuları.
   Rüşvetçilikte üstüne yokmuş Sokollu’nun…

   Ansızın anımsamış gibi sofraya seslendi Atatürk:
- Çocuklar, size sansasyonel bir haber! Dün rüşvet
aldım…
Herkes Atatürk’e bakıyordu. Recep Peker de Kılıç
Ali de şaşırmışlardı.
- Aldığım rüşveti göstereyim mi? dedi M. Kemal.
- Estağfurullah Paşam, şaka yapıyorsunuz her
 halde. Atatürk direndi.
   - Şaka falan yok. Rüşvet, bildiğin rüşvet. Getirteyim de görün. Çavuş’a seslendi.
   -Bekir şu pırlantalı altın tabakayı getir! Tabaka geldi, elden ele dolaştırıldı. göz kamaştırıyordu gerçekten. Kılıç Ali;
   -Güzel bir tabaka Paşam. Güle güle kullanın Atatürk,
   -Sana rüşvet diyorum, sen bana “Güle güle kullan.” diyorsun. Recep Peker Atatürk’ün şaka yapmadığını fark ederek,
   -Rüşvet olsa alır mıydınız Paşam, besbelli ki şaka yapıyorsunuz. Atatürk,
   -Hiç kimse insana “Rüşvet” diye vermiyor ki... Armağan diye veriyor. Ne bileyim, ben de aldım.
   Kılıç Ali tabakayı evirip çevirdikten sonra,
   -Affedersiniz Paşam, bu güzel rüşveti kimden aldığınızı sorabilir miyim?
   -Tabiii. Şakir getirdi! Recep Peker’in yüzüne bakıyordu Atatürk. Peker birden durakladı. Şakir. Atatürk’ün de Peker’in de arkadaşıydı. Atatürk arkadaşın arkadaşa armağan ettiği tabakayı rüşvet diye nitelendirdiğine göre, hedef kendisi olabilirdi.
   Recep Peker,
   -Gördünüz mü Paşam, şaka yapmıyormuşsunuz. Şakir, bunca yıllık arkadaşınız. Atatürk,     
- Sen Şakir’in arkadaşı değil misin?
- Evet…
- Sana ne geldi öyleyse?
Recep Peker, Atatürk’ün doğrudan kendisini hedef aldığını anlamıştı. Sustu. Atatürk Recep Peker’e,
- Şakir, senin bakanlığına öte-beri satıyormuş öyle
mi?
- Evet Paşam...
- Öyleyse sana neler neler vermiştir. “ Kazın
geleceği yerden tavuk esirgenmez ,, demişler.
   Recep Peker’in yüzü önce kara kara, sonra al al oldu. Masadakiler üzgün, ortam buz gibiydi. Söylenecek söz bulunamıyordu. Atatürk tabakayı aldı ve Bekir Çavuş’a verdi. Salih Bozok’a, ısrarı üzerine bir Rumeli türküsü söyletti:
   Pencere açıldı Bilal Oğlan piştov patladı.
   Varın bakın Bilal Oğlan yine kimi hakladı.
   Recep Peker, bu Bilal Oğlan türküsünden alınmıştı. Sofrada bir piştov patlamış ve Bilal Oğlan’ın, kendisini ( Peker’i ) hakladığını sezinlemişti.
    Sofra dağıldı. Recep Peker, ev sahibi olan Kılıç Ali’ye,
- Bana bir viski ver Ali! Ver de biraz
konuşalım.
Konuştular.
- Sen benim yerimde olsan ne yapardın Ali?
diye sordu Recep Peker.
- Hemen istifa ederdim...
- Neden?
- Atatürk’ü iyi bilirim. O’nun güvenmediği bir
insan olarak bakanlık yapamam... (...)
   Uzun hikayeler  anlatıldığı rivayet edilir. Sonunda, İsmet İnönü başkanlığındaki hükümet istifa eder.
   Uzuuun yıllar geçer. Bilim gelişir, teknoloji, sosyoloji, psikoloji ilerler... Günün birinde birisi çıkar,
-   Rüşvetin de belgesi mi olur (...)
Bir başkası çıkar, belgeselini yapar rüşvetin.


Not: Anlatım, Atatürk’ün Fikir Sofrası-İsmet Bozdağ adlı yapıttan alınmıştır.

RÜŞVETİN BELGESİ II By: Grkm Date: May 04, 2007, 10:08:17 PM
RÜŞVETİN BELGESİ      II

   Basit gibi görülen ama, zor mu zor soruları vardır şu yaşanası dünyanın. Dünyanın insanlarının. İki ikiyesiniz akranlarınızdan biri ile. Söyleşi şen-şakrak ama, soru zor:
        —Söyle bakalım, nedir dünyanın en eski mesleği?
   Dünyanın bilgeliğini ister, dünyanın en eski mesleğini bilmek. Bilenler bilir, halk kültürümüzde ince-tatlı bir “müstehcenlik” olduğunu. Gene bilenler bilir ki gözü yaşlı ana, yaramaz oğluna seslenirken;
       —Şimdi kumda top oyna… sözünü yarım bırakır ve anlayan anlar. Neyse, bir ipucu verelim:
       —“O” ile başlıyor dünyanın en eski mesleğinin adı. Geçelim onu. Ya sonra? İkincisi? Onun adı da “ayıp”tı ama, “beceri”den sayılıyor çoktandır.
        —Rüşvet…
   Ulusal gazetelerimizin birinde bir haber:
   OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) Türkiye’de rüşveti inceleyecek.
        —Ben sana gene “Kardeşim.” diyeyim ama, senin bu söylediğine “hakaret” denilir be kardeşim, hakaret. Biz öyle şey yapmayız…
   OECD’nin Yolsuzlukla Mücadele Başkanı PM, uluslar arası ticarette rüşveti önlemek için hazırlanan konvansiyon çerçevesinde “ince düşünce”lere dalmış. Dalmış da, iki buçuk yıl önceki denetimlerde Türkiye’de mahkemelere “iş” olan bir rüşvet olayı bulunamadığını görmüş. Düş’ünde değil ama, düşüncelerinin sonunda görmüş. Derler ya;
       —Cin gibi adam!...
   Mayısta Türkiye’ye geliyor PM. Ekibi ile birlikte. Varsın gelsin canım. Bir eline kımız bardağı, nargile diğerinde ve asmadan aşağı bir şarkı:
        —Üzüldüğün şeye bak…
   Unutmadan, altında da Yörük halısı. Varsın incelesin canım. Saysın ilmeklerini Yörük halısının.
   “MP gelecek.” mi demiştik demin? Geldi bile, geldi. Mayısta ekibiyle gelecek. Şimdi tek gelmiş. Diyor ki MP:
        —Bu konvansiyondan Türklerin haberi bile yok.
   Ne konfeksiyonu be kardeşim!
        —Konvansiyon, konvansiyon. Uluslararası ticarette
rüşvete karşı konvansiyon.
   Bizim Cin Ali’lerimiz akıllı-uslu oturur, ne cinlikler yapar elin Cin Gavurları. Karıştırıp dururlar ortalığı.
   En eski mesleğinden başladık dünyanın, en eski ayıbını örten konfeksiyona (Pardon, konvansiyon) getirdik sözü.
   Böyle bir Cin’den benzer bir cinlik dinlemiştik aylar önce, gene bir ulusal gazetemizde.
       —Yabancı yatırımcı Türkiye’de yatırım yapacak, yapacak ama; yüzde onbeşi rüşvete gidiyor yatırım tutarının.
       —Yapma be kardeş!..
       —Yaaaa! Kardeş…
   Belki de bu yüzden açılamadı Bolu Dağı Tüneli’nin bir yönü. Kim bilir…
   Belki de bu yüzden olur-olmaz işler işliyor gençler. Kim bilir…