UMUDA YOLCULUK By: Grkm Date: May 05, 2007, 10:01:58 AM
UMUDA YOLCULUK
Zavallı kızcağız demir karyolasının içinde, yandaki tuğla evin duvarını seyrederek, kımıldamadan yatıyordu. Bu kız, Johnsy (Consi) idi ve zatürreye yakalanmıştır. Doktor, Johnsy’nin arkadaşı Sue (Su) yu çağırdı.
—Kurtulması için onda bir umut var. O da eğer yaşamak isteği varsa... İnsanlar mezarcının tarafını tuttuğu zaman, tıp gülünç duruma düşüyor. Arkadaşınız Johnsy de iyileşemeyeceğine inanmış. Bilimin bütün olanaklarını kullanacağım. Fakat hastalarım, cenaze törenlerine gelecek arabaları saymaya başladılar mı, umudumu yüzde elli keserim. Eğer siz ona palto kollarının kış modası hakkında bir soru sordurabilirseniz yaşama olasılığını beşte bire yükseltebilirim.
Kendisi hastalanmamış bile olsa, her insan bilir hastalığın ne demek olduğunu. Şöyle hasta, böyle hasta, ölümcül hasta.
Kimi hastalar gerçekten ölümcüldür de, ölümcül olmayan hastalığından öleceğini düşünenler de vardır. Onların daha çok “kafa”ları hastadır.
Yaşama sevincini yitirmiştir.
Yaşamdan umudunu kesmiştir.
Mutluluğa yönelik umut tükenmiştir.
Karşı duvara bakan Johnsy, sayılar sayıyordu geriye doğru. Oniki, onbir, on...
—Ne var canım? diye sordu Sue.
—Altı. Üç gün önce yüz taneydiler. Sayarken başım ağrıyordu. Şimdi hızla dökülüyorlar. İşte biri daha düştü, beş tane kaldı.
-Beş tane kalan ne? Söyle bana Johnsy!
—Yaprak... Sarmaşığın yaprakları... Sonuncusu düşünce, ben de öleceğim... Sue azarlayarak;
—Bu ne saçma şey! Sarmaşık yapraklarının seninle ne ilgisi var? Hadi uyu. Ben, Behrmen’i çağırmaya gidiyorum.
Johnsy’nin durumunu ressam Behrmen’e anlattı Sue. Zatürreye yakalanmış, zayıf, ihtiyar ressam çok etkilenmişti Johnsy’nin durumundan.
Dün geceki şiddetli yağmura ve rüzgâra karşın, son yaprak düşmemişti sarmaşıktan. Johnsy, Sue’ya seslendi:
—Bana biraz çorba ve süt verir misin? Ama önce arkama bir yastık koy ki yemek yapışını seyredeyim.
Öğlen vizitinden çıkmakta olan doktor, Sue’ya dönerek,
—Johnsy için artık tehlike kalmadı. Şimdi Behrmen adında bir hastaya gidiyorum. Zatürreye yakalanmış. Hiç umut yok...
Öğlen sonra Sue, yatakta mavi yünden şal örmekte olan Johnsy’nin yanına oturarak,
—Sana bir şey söylemek istiyorum Johnsy. Bay Behrmen bugün zatürreden öldü. O tipili gecede niçin dışarıya çıktığını anlayamamışlar. Sonra orada halâ yanmakta olan bir fener, bir merdiven, birkaç fırça, üzerinde boyalar olan bir palet görmüşler.
Duvardaki son yaprağı görüyor musun Johnsy? Rüzgar estiği zaman niçin kımıldamadığını merak etmedin mi? Behrmen onu, son yaprağın düştüğü gece yapmış...
Sen ne yaşamsalsın ah umut!...
Amerikan edebiyatının ünlü adlarından O’Henry’nin Son Yaprak adlı yapıtından kristal taneleri aldık sizler için.
Gençlerimizin umutsuzluğa düşüşleri akşamdan sabaha olmadı elbette. Bir seher yeli ile gelmedi bu karamsarlık.
Mutsuzluğun,
Umutsuzluğun,
Mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürükleyen televizyon dizilerinin, programlarının payı yok mu dersiniz gençlerimizin şiddete yönelişinde.
Bir adımda gelinmediğine göre bu noktaya, bir adımla da çıkılamayacak besbelli.
Çok yolumuz var bu uğurda yürünecek, çok ama çoook. Uygun adımlarla.