Arşiv Anasayfa "B" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
BİLDİĞİNİZ GİBİ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: August 14, 2007, 12:21:04 PM
BİLDİĞİNİZ GİBİ

   Gelişmiş toplumlar için ekmek gibi, hava gibi, su gibi hem gerekli, hem de aziz olan dinlence (tatil), sürüklenmekte olan toplumlar için ya bir bilinmezlik, ya da bir gösteriş aracı olsa da, biz de uyduk düzene. Otuz yıldır yönümüzü yönelttiğimiz batıya. Batı’ya…
   Öldürdüğümüz denizlerimizde, “Çağdaşız, temiziz, doğacıyız, müslümanız…” diye diye yok ettiğimiz denizlerimiz de, denize girilebilecek birkaç metrelik bir kumsal bulabilmek için batıya, hep Batı’ya.
   Bartın-Amasra-Çakraz’da  bulduk kendimizi.
   Doğa her yerde doğa ve en doğal özelliği, doğal olmak.
   İnsan?
   İnsan da her yerde insan. İnsan işte. Aklı olmayan doğanın doğallığını korumaya uğraşmasına karşın; insan, insan görünümünde olmaktan bir adım öteye gidememiş pek çok alanda.
   Çakraz’da, o güzelim doğayı kendine benzetmiş insanlar. Pis mi pis… Yemek yediğiniz masanızın altında ayaklarınıza dolaşmakta karnı burnunda kediler… köpekler… Yemek masanıza çağdaşlık katıyor, zenginlik katıyor(!) yığın yığın çöp torbaları.
   Deniz pırıl pırıl, kum pırıl pırıl. Doğa capcanlı, yemyeşil. Kısa bir sahil bandı var Çakraz’ın, kimerit rengi taşlarla döşeli. Üzerine top sakallı, kirli sakallı uygar (!) beyefendilerin izmarit attıkça, kirli kağıt mendil attıkça ağlayan, inleyen kiremit rengi taşlarla döşenmiş Çakraz sahil bandı.
   Dedik ya; insan her yerde insan. Çakraz’da da, Dikili’de de, Bodrum, Marmaris’te de…
   Tatlısı tadından, tadsızı tadsızlığından…
   Dünya öyle değil ama. Turizmi sözde değil, özde bacasız sanayi yapanlar da insan.
   Ya sosyal iletişim? Öylesine geliştirilmiş (!) ki, haberleri okurken bile televizyonda hanım sunucu, burnunu da, kulağını da kaşıyabiliyor bütün liberalliği ile.
   Öylesine benimsemişiz ki Atatürk’ün  “Köylü milletin efendisidir.” ilkesini, elele verdik, omuz omuza verdik, bir çırpıda köyleştirdik ülkeyi.
   Dönüşte, on kilometre de on kez sele kapılma tehlikesi atlattık Devrek’te, Mengen’de. Demir ağlarla ördüğümüzün resmiydi karayı, denizi, havayı…
   Kendimizi kaptırarak Faruk Nafiz Çamlıbel gibi tekerleğin (Pardon, radyonun) sesine, uzanmışız kurtuluşun başkenti Samsun’un ensesine.
   Şimdi haberler:
   Atatürk’e gerek yoktur. diyormuş hoca efendi. Öyledir öyle. Renkler-zevkler hesabı. İnsanoğlu işte. Kimisi de babasının adını beğenmiyor demek ki.
   On liraya satmıştı koca bahçeyi rahmetli babam. Devlet’ine vergi borcunu ödeyebilmek için. Anadolu insanının “Sağır” dediğine sesini duyuramadığı için. O on lira, üç kilo şeftali alabiliyor şimdi, Samsun’da yol kenarındaki satıcı nineden.
   Yollar… Yollar, “fizik”in “F”sinden haberi olmayan, frene basınca, “Zınnnk!” diye durabileceğini sanan sürücü(!)lerle dolu. Günlük, Irak’ta ölenlerle biz de trafikte ölenler denk gibi…
   Yollar uzun olsa da, biz kısa keselim. Döndük sağlıcakla.
   Türkiye?
   Bildiğiniz gibi…