BAŞ(AK) By: Kenan Kalaycıoğlu Date: August 14, 2007, 12:32:47 PM
BAŞ(AK)
Başaklar olgunlaştıkça (ağırlaşırlar), başlarını eğerler. Yere doğru, toprağa doğru. Güneştir başağı olgunlaştıran. Havadır, sudur başakta daneyi olgunlaştıran, ağırlaştıran.
Başak için güneş-hava-su ne ise, insan için de eğitim odur. İnsanı başak olarak düşünürsek… İnsan, başak olacaksa.
Olgunlaşamayan başak, öz tutamaz. Öz tutamayınca, un olamaz. Un vermeyecek başak da beş para etmez.
İnsanca yaklaşıyorsunuz kusurlu insana. İnsancalık görsün, düzeltsin kendini, kusur yapmasın diye. Zayıflığınız sanıyor insanlığınızı. Bir fırlıyor yerden çok yükseklerdeki kafası, olgunlaşamamış, eğitilememiş kafası; süngü gibi, mızrak gibi dimdik ve sana yönelik…
Daha ince, daha ince, daha insanca davrandıkça, daha da daha da kabalaşıyor, saldırganlaşıyor içi boş, bomboş insancık.
Hoca gibi hoca, adam gibi bir adam tanımıştık yıllar önce. Bir tıp fakültesi hastanemizin başhekimi. Up uzun boylu, başı hep yerde.
-İnsanların kusurlarını, ayıplarını görmemek için. diye yanıt vermişti bizim;
-Hocam, nedendir başınız hep yerde yürürsünüz? sorumuza.
Elbette öyle olacaktı. Çünkü o baş(ak) olgundu, dolgundu. Bu yüzden eğiliyordu. Ama o ağır baş eğildikçe, başın üstünden hastane dışına kaçırılıyordu teneke teneke peynirler, temizlik ürünleri, pamuk…
Dünyaya yeniden gelse; değil dört yılda, ondört yılda bitiremez lise eğitimini bu ilgisizlikle. Yunus Emre düşüncesi ile,
İşi kolay edelim. diye daha basite, daha daha kolaya indikçe, daha basit, daha basit olsun istiyor öğrenci. O da biliyor yüksek tepelerde Cenap Şahabettin kuşu olamayacağını, “kuş” olmak istiyor.
Pırrrr! Sokak aylaklığından, şirket yöneticiliğine, büyük bürokratlığa…
Baş(ak) bir türlü eğilemiyor. Baş’taki akıl, yetmiyor baş’ı eğmeye…