Arşiv Anasayfa "E" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
EĞİTİLMİŞLİK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: October 09, 2007, 12:20:23 PM
EĞİTİLMİŞLİK


   Yeni Türk Abecesi’nin ilk günleri. Başta Atatürk olmak üzere, Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, sorumluluğunu bilen ve ödevini tamamlamak için, anne
babasının “Yeter artık, hadi uyu!...” uyarısına isyan eden ilkokul öğrencisi gibi canla başla çalışılıyordu.
   Gece, Devletin Milli Eğitim Bakanı olarak yatan Mustafa Necati, ilkokulun ilk sınıfına başlayan bir öğrenci olmuştu artık yazıdan yana…
   İsmet İnönü Paşa, fırsat buldukça bakanlarının not defterlerini yokluyordu eski yazıyı mı yeni yazıyı mı kullanıyorlar diye.
   Atatürk, ilkokul öğretmenliği yapıyordu yurt düzeyinde Millet Mektepleri’nde, sonradan çoklarının benimseyemediği…
   Milli Eğitim Bakanı da yeni abeceyi yeni öğreniyordu ve Türk Ulusu’na kendi abecesini öğretecek elemanlara gereksinim vardı.
   Benim öğrenimimin ilk dönemlerinde “eğitmen”
denilen öğreticiler vardı. İlkokulu bitirdikten sonra kırkbeş günlük eğitim verilerek, “eğitmen” olarak “Devletin kasasına anahtar uyduran”lar…
   Eğitmen Sabri Hoca’yı parmakla gösterirlermiş.
          -Sabri Hoca, maaş almaya gidiyor!...
   Çoook sular aktı köprülerin altından. Eğitim Enstitüleri, dört yıllık eğitim fakülteleri, beş yıllık fakülteler, lisans düzeyi, lisans üstü düzeyi…
   Gözyaşı ile ağlıyor şimdilerde sevincinden, atama kurasında adı çıkan…
   Neredeeen nereye!...
   Çarpık – çırpık, yamuk – yumuk olsa da yeniliyor, değiştiriyor kendini sistem.
   Lisansın altı idi üstü idi derken, geldik bu güne. Geldik ve görerek anladık ki bu da yetmiyor eğitmek için, eğitilmek için.
   Durmuyor ki dünya durduğu yerde.
   Yeni Kuşak Belçikalılar, bedensel üretimden hoşlanmıyor. Tunus’tan, Cezayir’den karnını doyurmak için gelenlere yaptırıyorlar beden işlerini. Bilgi üretmenin, teknoloji üretmenin peşinde Belçikalılar. Teknolojik bilgi satarak zenginleşmişler. Belçika’da son model arabaya, televizyona, telefona… sahip olmak değil refah toplumu olmanın ölçütü. Sanata, kitaba, kültüre, geziye, tiyatroya… harcadıkları para ile, ayırdıkları zaman ile ölçüyorlar refah düzeyini.
   Belçikalılar, Türkler kadar ilgi duymuyor plazma televizyona, görüntülü telefona, bilmem kaç beygir gücündeki arabaya! Biz bu türden dünyalıklara tapıyoruz, onlar da kitap, sinema, tiyatro, gezi, eğlence… türü dünyalıklara…
   Niçin mi yazdık bunları?
   Bulutları aralayıp, kendi eğitilmişlik düzeyimizi gözlemleyelim diye.
   Diploma yetmez, üst diploma gerekli. O da yetmez; bir dil, ikinci dil gerekli yanında. Tamam değil, çelik – çomak oynar gibi oynamalı bilgisayarla günümüzü “eğitilmiş”i. İnternet’in en en son işlevi kız kaçırmak olmalı eğitim düzeyimiz için…
          “Eğitilmişim” diyebilecek insan; evrene iğnenin deliğinden değil, Allah’ın verdiği iki göze iki daha katarak bakan, olayları ve durumları öylece yorumlayan insan olmalıdır.
          “Eğitilmişim” diyebilen insan, Antalya – Kemer’deki Aşk Yağmuru heykelini “Yıkacağım!” demeden, düşünen insan olmalıdır.
   Eğitilmişlik, Fransa – Paris’te UNESCO binasında Mevlana etkinliğinde ayakkabılarını çıkarıp, koltuğunda bağdaş kurarak ülkesini rezil etmemektir…
   Yakasındaki rozetini ve görevini unutarak, Türkiye’nin önünde televizyonda burun deliklerini matkaplamak değildir eğitilmişlik.
   Niçin mi yazdık bunları?
   Kendinize öyle yetiştiriniz ki sevgili gençler; paranızı verip, kendi işinizde çalıştırabileceğiniz gibi elemanlar olasınız. Hatta, daha iyi daha iyi…
   Ya da,
   Ben, benim gibi birisine ücret verip çalıştırır mıyım? sorusuna olumlu yanıt olabilecek dolulukta yetiştiriniz kendinizi.
   Sistem olumsuzluklarla dolu olsa da.
   Başarılarla dolu bir ders yılı dileklerimle.