ÖLÜMÜ KANIKSAMAK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: October 09, 2007, 12:28:07 PM
ÖLÜMÜ KANIKSAMAK
Kendimizi düşünce suçluları (!) nı cezalandırmak-la görevlendirdiğimiz için, dünyanın öbür yarısında düşünce özgürlüğü alanındaki filmi kaçırmıştık yazık ki…
Oysa ne köprüler yapıldı-yıkıldı, yapıldı-yıkıldı oralarda insanın ‘insan’ olduğunu kanıtlamak için. Külleri henüz soğuyamamış dünyadan, dünyanın modernleşme yolundaki öbür yarısına geçebilmek için.
Kuyruğuna da olsa tutunup sürüklendiğimiz dönemlerin birinde, Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinden borç para alabilmek için, Mustafa Reşit Paşa’nın İstanbul’da, Gülhane Parkı’nda (Şu… şu…şu… yenilikler yapılacaktır diye) Tanzimat Bildirisi’ni okuduğu dönemde Avrupalılardan öğrendik, pek çok şeyi öğrendiğimiz gibi ‘Deneme’ dediğimiz edebiyat türünü. Babası, ustası, ünlü Fransız yazar Montaigne olan deneme türünü. O, dünyaca ünlü denemelerinin kimileri de ‘ölüm üstüne’ dir.
‘İnsanoğlu niçin korkar ki şu ölümden? Yaşıyorken, ölümü düşünmenin anlamı ne? Yaşıyorsun ya… Ölüm gelince de zaten yok olacaksın. Onca korku niye öyleyse.’ diyor Montaigne.
Filistin’de morg diye kullanılan sandukaların üzerinde oturup da sandukadaki cesetleri tanımaya çalışan insanları çok çok olağan izleyen çocukla, yaklaşık beş yüz yıl var aralarında Montaigne’nin.
‘Bayram değil, seyran değil… mi demek istiyorsunuz? Açıklayalım öyleyse:
Okul yüzü görememiş, okumanın (o) sunu bile bilemeyen bu Filistinli çocuk nasıl öğrenmiş olabilir dersiniz Montaigne’yi? Ha, nerden öğrenmiş olabilir?
‘Eski zamanlarda gladyatörlerde görülmüştür ki, korka korka çarpıştıktan sonra ölümü yiğitçe karşılamış, gırtlaklarını düşmanın kılıcına uzatıp, ölümü kendileri istemiştir. Ölmesini bilmiyorsanız, hiç tasalanmayın. Doğa hemen ve iyice öğretir size ölümü…) diyen Montaigne ile aynı çağda yaşamamış, arkadaş olmamış bu çocuk, bu morg sandukasının üstünde oturan çocuk nereden biliyor dersiniz Montaigne’nin düşüncelerini…
Yaşam koşulları vezir de ediyor insanı…
Filozof da ediyor…
Ölüm sıradandır; yemek-içmek, oturmak-kalkmak kadar sıradan. Hem öylesine sıradandır ki kimi zaman; ne birinci sıradadır yeri, ne son sırada insanın uğraşları arasında. Ve bir zaman sıradan olan, bakarsınız en yüce olur bir zaman.
İşte, savaş üniversitesinde öğrendi Filistinli çocuk Montaigne’nin evrensel düşüncelerini.Ölümün su gibi leziz, ama su gibi sıradan olduğunu yaşarken.
Ve çoook sıradan kalır yanında ’ölüm’ , bize ana kucağı gibi, yar kucağı gibi kucağı olan vatanın…