E_KİTAP By: Kenan Kalaycıoğlu Date: November 28, 2007, 11:25:48 AM
-Kitap var…
-E, kitap var…
-Eeee kitap var…
-e_kitap var…
İlk bakışta öyle görünüyor olabilir. Ya da kimilerine göre öyle yorumlanabilir ama, yukarıdaki anlatımların hiç biri, diğerinin bir versiyonu (değişik biçimi) değil elbette. Sakalı olan her yaşlı kişi “dede” olmadığı gibi, içinde “kitap” sözcüğü bulunan bu anlatımlar sözde benzeşse de, özde ayrışmaktadırlar.
İlkinde, kitap gibi bir nesnenin varlığından söz edildiği besbelli.
İkincisinde, sanki-sözgelimi-iki öğrenci karşılıklı söyleşiyor da sınavla ilgili olarak, kitaba da başvurulabileceğini anımsatıyor diğeri.
Biraz ciddiyetsizlik seziliyor sanki üçüncü söyleyişte. “Kitap var da ne olmuş yani!” demeye getiriyor sanki. Önemsemezlik anlamı verecek biçimde de yorumlanabilir.
Şimdi birisi sertçe kaldırıp işaret parmağını da, bu satırların yazarının gözüne sokarcasına;
-Bu anlatımların böylesine basit de anlamı, neyin peşindesin be kardeşim? diye sorarsa, yanıtımız hazır:
-Biz, “e_kitap” ın peşindeyiz…
Birkaç ay önceydi sanırım, yeni bir kitabın, haftanın günlerinden daha az bir sürede internet üzerinden, sekiz yüz bin kişi tarafından okunduğu haberini okumuştuk.
Bilim, bir kez daha vurmuştu geri kalmış toplumların kafasına teknoloji tokmağını…
Gene öyle… Gene öyle…
“Kitap var, e_kitap var.” Haberin başlığı. Dünyanın en büyük kitap satıcılarından biri olan internet şirketi Amazon.com, şimdi de e_kitap işine girmiş. E_kitap cihazı ile cep telefonu ağı üzerinden e_kitap yüklemesi yapılabiliyor. İçerisine ikiyüz kitap alabilen bu cihaza, bir dakikadan daha az bir sürede ikiyüz kitap yüklenebiliyormuş. Buluşun, üç yıllık bir emeğin sonucu olduğu belirtiliyor haberde. Doksanbini aşkın kitabın yüklenebileceğini belirtiyormuş sistemin yaratıcısı.
Şimdi biz dönelim, yazımızın başında işaret parmağını gözümüze sokarcasına soranların sorusuna:
-…neyin peşindesin be kardeşim!
Şunun peşindeyiz:
-Bir kilo fındık kaç lira? Sekizde yedisi boş veya dolu, fark etmez. Foşa ya da Giresun Sivrisi de fark etmez.
-Pamuk kaça, pamuk?
-Ya zeytin, zeytinyağı?
-Bor madeni, bor?...
Okuyucu yanıt bekler, bizimkisi soru üstüne soru. Açalım:
Elinizdeki telefon var ya telefon, o telefon üzerinden okuyacaksınız doksanbin kitap içinden seçip seçip beğendiklerinizi… Sarayda, parkta, gecekonduda, balkonda…
Ederi? On dolar…
Paraya bak, paraya!...
Elbet bir gün toprak olacak şu naçiz beynimizin bir-iki sorusu var şimdi size. Siz, yönetilenlere, yönetenlere… Siz, gençlere her sözünüzde;
-Okuyun!... Okuyun diyenlere.
-Kaç ton pamuk üretmek gerekir girebilmek için bu sisteme?
-Ya, kaç ton fındık?
Niğde ‘nin pazarı geçti,Bor’a gidelim Bor’a…
-Kaç ton bor madeni gerekir?
Son söz :”Bu gençlikten hayır gelmez,çok bozuldu çoook!” diyenlere:
-Sizin dediğiniz gibi miydi bu gençler,doğdukları
zaman? Yoksa,”Meyve,tohumuna benzer.”diye bir söz mü var,bilmediğimiz.
-Ha! Ne dersiniz?