ŞİMDİ İNSAN OLDUM By: Kenan Kalaycıoğlu Date: January 16, 2008, 10:14:18 AM
ŞİMDİ İNSAN OLDUM
Bilinmeyen tarihlerin anlatımı için, “Fi tarihi” diye bir terim kullanılır. Kimi zaman da çok uzak geçmişi anlatır bu terim. Kolaylıklar yaratır.
İşte öyle bir tarihti diyelim. Günde altı saat ders yapmaktan çok çok daha güçtü, okulumuzun bulunduğu merkez köye gidip-gelmek.
Patates değildik de ya neden buruştuk durduk böyle!... İlgilenenlere duyurulur ki; bir koşuşturmacadır geçip gitmekte yaşamımız. Doğru… dosdoğru.
Sabah, daha kahvaltı bile yapamadan, çocuklarını eğitmeye gittiğimiz köyün minibüs-dolmuşunun sürücüsü onbeş yolcu ücreti almadan üç öğretmenden, arabanın motorunu çalıştırmıyordu bile.…
Bekleyip duruyorduk son dersten sonra köy meydanında, minibüs-dolmuşun içinde. Yolcu sayısının onbeş olması bekleniyordu. Kimi kez, iki ders de dolmuş içinde yapıyorduk, okuldaki son dersten sonra.
Bir gün…
Dut yemiş bülbüller gibi karşıladı bizi, dolmuşun dolmasını bekleyen arkadaşlar. Şaşırmıştık.Neler olmuştu bilmediğimiz sanki.
-Dut mu yediniz aç karnınıza ey bülbüller! Nedir bu suskunluğunuz?
Nuray Hanım, parmağını da dudaklarına bastırıp;
-Sus! Sus!
Kulağımıza fısıldamalarla anlaşıldı durum. Şapkası sekiz köşeli bir yolcu bekleniyordu uzaktan gördüğümüz.
-Ya…
-Sus! Sus!
Kimi kolumuzu çimdikledi arkadaşların “Sus!” diye, kimi bacaklarımızı derken, bizim şapkası sekiz köşeli de geldi. Soluk soluğa, belli belirsiz;
-Selâ…
-Aleykumselam köylüm… Gel bakalım…
Bacaklarımı, kollarımı çimçirmeler, kama kama bakışlar.
Bir çay ocağının bitişiği idi son durak. Bütün yalanlara, uydurmalara, düzmecelere direndik, arkadaşları saldık, çay içmeye oturduk sekiz köşeli şapkası, hamsi gözü gibi gözleri olan minnacık, kara-kuru arkadaşla…
-Her şeyi anladım hocam, her şeyi, anladım! dedi.
-Ben bir şey anlamadım. Anlamak için oturuyorum seninle, dedim.
-Senin anlamadığını da anladım. Sen yabancısın… Yani; özür dilerim, yabancı olur musun, hocamızsın, canımızsın da buraları, bunları bilmezsin demek istedim.
-Eeeee…
-Ben katilim hocam. Katil olduğum için korkuyorlar benden. İki kişiyi… Afla çıktım… Onlar, hâlâ katil olduğumu sanıyorlar benim. Oysa, ben insan oldum. Oldum ama, anlamıyorlar…
-Geçmiş olsun, nasıl oldu?
-Hiç dostumuz yoktu hocam. komşumuz da yoktu. Görmüşsündür köydeki evleri. Biri dağda, biri belde… Biri Şam’da, biri Halep’te. Bizimkiler kaçıyorlar biribirlerinden. Sevgi yok, saygı yok… Ortaanadolu öyle mi ama. Duvarları bile ortak komşuların.
Annem de, babam da hep düşman belletti bana koşularımızı. Namussuz diye belletti. Yok, tavuğu bahçemize niye girdi? Yok, kapıdan geçerken neden öksürdü? Yok, bize nispet olsun diye mi aldı o arabayı?...
(…)
Oysa, şimdi adam oldum ben hocam. Anam-babam olmasa da, meğer onların beş para etmez insanlık dışı düşünceleriymiş benim düşmanım…
Bir öykücük işte… Bir anı-öykücük… Koca Karadeniz’de bir damlacık…