BİLİMİN YOLCULUĞU By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 19, 2008, 10:39:39 AM
Duvardaki anahtara değdirir değdirmez elinizi, mezarınızın olmasını istediğiniz “nur”la nurlanıveriyor eviniz.Apaydınlanıveriyor.
Bir el değmesi ile…
Bu da eskilerde kaldı kalacak.Çıkarken programlayacaksınız evinizin aydınlatmasını,kapınızı açınca yanıyor bulacaksınız ışıklarınızı.”Nur”larınızı, daha daha nurlanmış bulacaksınız.
Övüneceksiniz belki de insan olduğunuz için. Olduğunuz insan kadar övüneceksiniz insanlığınızla.
İnsan olmak ne güzel!
Ne güzel insan olmak,ne güzel!
Ne ampuller durup dururken nurlandırıyor “nur”suz yüzleri,ne kimyasallar iyileştiriyor oturup dururken hastalıkları.
Emek gerekiyor bilim için.Bilimsellik emek istiyor. Şöyle;
Fatih Sultan Mehmet’in dikkatini çekmiş Osmanlı insanının resimle uğraşmaması,resim yapmaması. Araştırmış…Şeyhülislam’a sormuş Osmanlı’nın neden resim yapmadığını:
-Dinimizce haramdır!
Fatih, bilimden-bilimsellikten yana.Birlikte araştırmışlar Şeyhülislam’la.Sonunda İtalyanların ünlü ressamı Bellini’yi getirtmiş,kendi resmini yaptırtmış önce.Sonra,resim,özgürlüğüne kavuşmuş Osmanlı’da.
Fatih’ten sonra gelen padişahlar uzak kalmışlar bilime de felsefeye de.Hiç çıkmamışlar din adamlarının sözünden.O yüzden,Batı’da 1445 yılında kurulan ilk basımevi,yaklaşık üç yüzyıl sonra(1726) ancak gelebilmiş Osmanlı’ya.Ülkede kitap basılmadığı gibi, dışarıdan kitap getirmek de padişahın özel iznine bağlıymış.
Bilimsel yolculukta kilometre taşlarımız bunlar.Bu kilometre taşlarında dinlenirken,siz karar verin başımızın yerde mi gökte mi olduğuna.
Radyasyona benziyor bu durum.Sonradan çıkıyor acısı.
1716 yılında şehit düşen Ali Paşa’nın ünlü kitaplığının müsaderesi için ferman çıkarılmış ama, felsefe ve astronomi kitaplarının devlet kitaplığına konulmasına izin vermemiş Şeyhülislam…
Tehlikeli bilimlerden sayılmış astronomi ve felsefe Şeyhülislam’ın beynince…
Tarih Boyunca Bilim ve Din adlı yapıtında Adnan Adıvar(1882-1955) bunları anlatırken,ilginç bir bilgi daha veriyor.İbretlik…
Osmanlı’daki bu bilim karşıtlığına,bu hoyratlığa Katip Çelebi Mizan-ül Hak adlı yapıtında karşı çıkmış. Abbasiler döneminde olabildiğince yükseklere çıkan bilimsel düşünce,Osmanlı’da yok olmaya yüz tutmuş, felsefe ve pozitif bilimler medreselerden kaldırılmış…
Bilimsel bilginin kilometre taşları bunlar. Gidilmeyen yolun kilometre taşları…
Us’u-düşüncesi (aklı-fikri) kadının göğsünde – bacağında olan etkafaların kafalarındaki et daha çok kokuşmasın diye (sanırız) değiştirilmeye çalışılıyor dedelerimizin yaşınca yaşlı yemeklerimizin adı.
Kadınbudu köfte…Ayıp!Ayıp!
Dilberdudağı…Ayıp ki ayıp!
Dilberdudağı ağızlı,kadınbudu kafalı kafa…Yazık ki yazık!
21.yüzyıl Türkiye’sinde…
Avrupa Birliği kapısındaki Türkiye’de.
Kilometre taşlarıdır bunlar.Gidilemeyen bilim yolundaki kilometre taşları.
Ne caniler,ne canlar aldı bu bilimsel yolculuk yolunda.Ne canlar…
Dönen dünyanın döngüsü,ne kafalar döndürüyor antik çağda dünyanın döndüğünü söylediği için ölüm cezası ile yargılanan Galileo’den beri.Galileo anıldığı için ancak anılıyor bilimin yobazları.
Yalnızca bizim kültürümüze özgü değil elbette bilim karşıtlığı.Yobaz,her yerde her zaman yobaz…
Musevi V. Aruh anlatıyor:
“Atalarımın 15. yüzyılda Türkiye’ye göç etmeden önce yaşadıkları yer olan İspanya’nın Salamanca kentini ziyaret ettim. Salamanca’da, Avrupa’nın en eski üniversitesine gidip, o zamanlarda nasıl ders verildiğini görmek istedim. Örenciler sınıfta sıralarında oturuyor, profesör yukarıda kürsüde. Profesörün iki yanında iki rahip… Hocanın konuşmasını denetliyormuş rahipler. Profesörlerin din karşıtı konuşma yapmalarını önlemek için.
Örnekler çoook… Örnekleri yazacak kağıt yoook…
Avrupa da biz de, bilim yolculuğunda neredeeen nereyeee!