MAHALLE BASKISI By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 19, 2008, 11:06:41 AM
Türk Edebiyatı’nın büyük ustalarından Haldun Taner’in,Keşanlı Ali Destanı’nda,Zilha,
-Ali korkmuyor musun?diye soruyor.
Keşan ellerine söz geçiren Ali’nin ,Bolu ellerindeki Köroğlu gibi olduğunu sanır Zilha’nın aldığı yanıtı bilmeyenler.
-Hiç,korkmaz olur muyum Zilhacığım!Hiç korkmaz olur muyum!Ama, serde “destan” var.
Destan var yaaa!..
Keşanlı Ali de, Ali’nin yaptıkları da destanlaşmıştır halkın gözünde.O destansı yapı,Keşanlı Ali’nin üzerinde bile baskıdır.Göstereceği en küçük bir güçsüzlüğün,
Keşanlı Ali’nin sonu olacağını bilmektedir Keşanlı Ali…
Adını siz koyun ama,pek âlâ bir “baskı”dır bu bizce.
*
Bereket bereket lâpa lâpa yağan kar altında Mumcu Caddesi’nde yürümek ne güzeldir Erzurum’un.Bizim gibi,yaşayanlardan bilenler bilir.
Üniversite kentinde,ramazan ayı.Ailesinden bin kilometre uzaktaki öğrenci için bile,
-Bu maçı alacağız(Pardon,orucu tutacağız)başka yolu yok!...
Adının anlamında yüz derece milliyetçi ama,
yazılışında da bir o kadar Fransız olan lokanta,
(Herkesçe bilinen adı,bizde saklı kalsın.)
Bin kilometre öteden gelmiş”yer garibi” öğrenciyi kapıda “Buyurun! Buyurun!”la karşılar,kafasını tava ile kıra kıra yolcular !Hey gidi günler…
Ye,yiyebilirsen orucunu…
Siz adına ne dersiniz bilemeyiz ama,basanın “baskı”sıdır bu.
*
İspanyol paça denilen bir pantolon paçası düzeni vardı ilk gençlik günlerimizde. Amerikan sığır çobanlarının olağan olanı, moda olmuştu bizde. Ne azarlar işitiyordu giyinenlerin kimileri.-Babam izin verecek ama, “Mahalleli ne der!” diye çekiniyor… yakınmaları.
*
- Ya favori olayı!...
Hemen her gencin özentisi idi favorilerini yanaklarına aşağı uzatmak. Aslı bir tutam saç olan bu moda, öyle her yüreğin harcı değildi elbette. Çeneye aşağı uzatılıp, yanağa doğru genişledikçe (L) harfine benzeyen bu bir tutam saç,
-Haaa! Demek sen de Leninci’sin! baskısı yaratıyordu.
Neler çekmişti dönemin gençler…
*
“Baba beniiii… okula gönder…”Pek sevdiğimiz bir çalışma.Adına da sağlık,yürütenlerine de.Bu çalışma kapsamında yazılıyor-çiziliyor-konuşuluyor.Gazeteci,
televizyonda program yapımcısı soruyor gözleri Van Gölü’nün sularından daha mavi kızımıza:
-Mutlusun değil mi?Artık okula gidebiliyorsun ?
Üç Aristo,beş Eflatun ,yedi Descartes veremez bu deniz gözlü kızcağızın verdiği yanıtı.
Siz,siz verebilir misiniz?
-Ben okula gidiyorum ama,babam artık kahve(hane)ye
gidemiyor!...
Baban kahve(hane) ye gidemese de,gidemediği için ölse de,
Git kızım!
Oku,Van Gölü gözlüm!
Eğitimini al ki,yaşamımın kalanını almaya hakkı olan yavrum,”Mahalle Baskısı”nedir,öğretesin Mahalle Baskısı’nı bilmeyen bilge(!)lere.Sahte Aristo’lara…