Arşiv Anasayfa "V" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
VERGİ KÜLTÜRÜMÜZ ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 28, 2008, 11:42:56 AM
                 VERGİ     KÜLTÜRÜMÜZ    ÜSTÜNE

   Vergi, vermektir… Ama;
   Açık arttırmanın, çoğunuz bilirsiniz ne demek olduğunu. Açık açık, biline biline arttırmak demektir. Satıcı ile alıcıların arasındadır satılacak olan. Başlangıçta konulan değeri en çok kim arttırırsa, mal onda kalır. O,
satın alır satılanı. At’tır, et’tir, it’tir… satılan.
   Saydıklarımızın alınıp-satıldığını bilirsiniz de, “vergi”nin satıldığını duydunuz mu hiç? Verginin… Peki,  “iltizam”ı, “mültezim”i bilir misiniz?
   İltizam, Osmanlı Vergi Sistemi’ndeki bir uygula-
madır. Osmanlı’nın dillere destan bir vergi uygulaması.
   Osmanlı, -diyelim ki –Adana yöresinin vergisini açık arttırmaya çıkarıyor. Açık arttırmaya katılanlardan hangisi;
           -Ben size, “Adana’nın vergisidir!” diye en çok parayı veriyorum. derse, Osmanlı yönetimi o mültezime veriyor yöreden vergi toplama işini.
    Bu uygulama, Osmanlı’nın elinin o yöreye ere-mediğinin de bir kanıtıdır ama, şimdilik değinmeyeceğiz işin bu yönüne.
    Açık arttırmayı kazanan mültezim ne yapar? Adana yöresinin vergisi olarak Osmanlı’ya –diyelim ki –bin lira ödemişse, parasına para kazandırabilmek için, bin liranın katlarınca para toplama yoluna gider. Ödediği pa-ranın üzerine karını da koyar, yörenin nüfus sayısına böler, kişi başına düşen vergi miktarı ortaya çıkar.
    Temel felsefe; bir koyup, birkaç almaktır mülte-zim açısından…
O yıl kuraklık olmuşsa? Pamuk üretememişse pamukçu? Buğday üretememişse buğdaycı?
Ben bilmem!...
Ben anlamam!...
Biz, yıllar yılı uygulanan böyle bir vergi kültü- ründen geliyoruz. Vergi yasalarımızı yapanlar da, uygulayanlar da bu kültürün ürünüdür. Bu vergi kültürünün.
Mültezim beceremezse bu sistemi uygulamayı, kendisi batar. Çok uyanık ise ve çok katı uygulamışsa sözü edilen sistemi, bu kez de yurttaşlar batar…
Osmanlı’nın altı yüzyıl boyunca nasıl yönetildiği yönetence de bilinendir,yönetilence de. Cumhuriyet, yönetimle ilgili yeni yeni umutların yeşermesini  sağlamış olsa da, Cumhuriyet’ten yararlananlar edinimin-kazanımın hakça paylaşılması yanını pek işleyemediler ve ne yazık ki… Belki Cumhuriyet’i demokrasi ile taçlandırmak istediler ama, “geliri hakça paylaşma”nın başına yırtık bir şapka bile koymadılar “taç” niyetine.
Demokrasimizi belki de “… saati” gibi tıkır tıkır işletecek olan, bu sistemdi. Nimetin de, külfetin de hakça dağıtımı sistemi idi ama, olmadı… “Olamadı!” dese de kimileri, olabilirdi istenseydi ama oldurulmadı.
Demokrasimizi geliştirmek, güçlendirmek hepimizin görevi. Yurttaş olarak görevimiz. Maden ocağında, sınıfta, klinikte, tarlada, bakanlıkta… Her yerde. Ama, “hakça paylaşım”ı ancak isteyen olabilir tarladaki, pazardaki, sınıftaki, yoldaki… Uygulamayı yapacak olan, yönetimde olandır. Yönetme gücünü elinde bulundurandır. O yönetici “hakça paylaşım”ı sağlarken, demokrasi ile taçlandırdığı Cumhuriyet’i kökleştirmiş olduğunun da bilincinde olmalı. İşini bu yönüyle de sevmeli, sevdirmelidir.
Yoksa?...
Yoksa, yokluklar oluyor işte. Eksikler oluyor. Bu, bir kilo pirincin eksikliği olsa; verim arttırılır, giderilir, dış alım yapılır giderilir. Ama korkulur ki; demokrasiye olan inancı, Cumhuriyet’e olan inancı zayıflatıyorsa fena. Dürüst yöneticiye olan güvenci zayıflatıyorsa, fena…
Oysa, fenalıklar rejimi değildir ki demokrasi.
Kim bilir, belki de bir mültezim var yaşadığımız sıkıntıların altında-arkasında.
Altta olan, arkada olan da kolayca görünmüyor ki.