Arşiv Anasayfa "Ş" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
ŞİİR ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 30, 2008, 10:29:29 AM

Kültür değeri düşük olan toplumlarda ne değeri olabilir ki kültürel ürünlerin? Hiç!... Kuruluşunun kaçıncı yılında resim yapmaya başlamıştır dersiniz Osmanlı? Fatih döneminde. Ya tiyatromuzdaki ilk Müslüman-Türk kadın oyuncumuz? Adına ödüller veriliyor, Atatürk Türkiye’sinde Afife Jale’nin…
Şiir, “nimettendir, nimettendir” edebiyat dünyası için. “Hava kadar lâzım, su gibi aziz” bir şeydir şiir edebiyat yaşamı için de, insan yaşamı için de…
Edebiyat, yüksek bir ürünüdür ama kültürün. Yüksek kültürün, yüksek bir ürünüdür şiir.
Şiir!... Şiir!... deyip duruyoruz ya, en sevmediğim adlardan biridir inanınız bu ad. Nedeninin ilki, bizim olmadığındandır “şiir” sözcüğünün. İkincisi ise; çağrıştırmıyor bu (Türkçe olmadığından…) sözcük bana, şiir türünün çağrıştırdıklarını. Türkçe konuşabilseydi İmparatorluktaki altı yüzyıllık yaşam boyunca Türk ulusu, kesinlikle bir ad bulurdu “şiir” sözcüğünün yerine kullanılacak. Olmadı, olmadı işte.
Çok abartılı saymayınız ama; ne denli şair varsa evrende, öylesine çok da şiir tanımı vardır. Herkesin tanımı hem kendince, hem kendine.
Eli kalem tutan herkes şiir için tanım yaptığına göre, bir tanım da bizden;
Şiir, sözde ustalıktır…
Duygu da anlatılabilir, düşünce de, olay da anlatılabilir şiirde ama, ustaca olmalıdır anlatım. Söz ustası olmalı anlatıcı. Herkesin bildiğini anlatıyor olsa da, herkesten farklı bir iyilikte anlatabilmeli anlatmak istediğini.
 “Yol üstüne sıska koyun gözleri,
   Neler gördü bu garibin gözleri!...”

  Söz gibi, sestir de şiir. Sesiyle yankılar yansıtmalıdır derken, “yankı uyandırmak” deyiminin anlamı olan “etkilemek”ten çok, insanın en ince duygularına en baskılı vurmalı inceden inceden. Sarsıla-çarpışa dökülmeli beynindeki duygular-düşünceler insanın yüreğine. Şiir, bunu yapacak güçtedir. Yeter ki, şiir söylemesini bilenler söylesinler şiiri.
 “Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
   Meçhule giden bu gemi kalkar bu limandan.”
  Şiirin ustasına, şiirdeki bir sözcüğün yerine aylarca sözcük arattıran şiirdeki “ses”in gücüdür. Şiir, sestir de bir anlamda. Ses, nasıl etkilemez ki insanı. Hele şiirin sesi!
  Edebiyat penceresinden bakınca; görülecek, sözü edilecek neler neler var şiirde. Günler boyunca, kitaplar boyunca sürer şiir üstüne söylenecekler. Başta söyledi- ğimiz gibi ama şiiri söylemek de, anlamak da, şiir üstüne konuşmak da yüksek bir kültürü, engin bir anlayışı gerektirir. Yoksa… Şiir de yok…
  Yoksa; elifi görse, diş kurcalayacak çubuk sananların elinde,
 “Yağmur yağdı çaktı şimşek,
   Sen de mi şair oldun eş… eşek!” oluyor şiir. Yazık!...
  Şiiri şiir gibi okumak, şiiri anlamayı gerektirir. Şiiri anlamayan, doğru anlamayan seslendiremez şiiri. Seslendirse, karga sesi bile olamaz o ses. Bunun için, bir iç içelik de gerekir şiirle. Şiirle tanışmışsa bizden birisi, ilkokulda ulusal bayramlardaki şiirle tanışmıştır kesinlikle. Ya dinlemiştir, ya zoraki dinletilmiştir. Ama Yanlızca kahramanlık şiiri. İşte bu yüzdendir ki; yaşamı boyunca kahramanlık şiiri olarak  bakar tüm şiirlere. Mahaç Ovası’na akın yapıyormuş gibi okur.
 “Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
   Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.”
   Ya da,
  “Gurbet o kadar acı ki, ne varsa içimde,
    Hepsi bana yabancı, hepsi başka biçimde.”
    Kim bilir, belki de bu yüzdendir ki, resim fırça ile yapılır da, şiir ruhla yapılır, insan gibi insan olanların ruhu ile.
    Kaçmayınız şiir dinlemekten/okumaktan.
    İnsana göre değildir şiiri aşağılama aşağılığı.
    Şiir gibi günlere… Birlikte…