Arşiv Anasayfa "T" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
TÜRK(Ü) By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 30, 2008, 10:32:11 AM

Türkü üstüne söyleşelim bu kez de. Yani, kendimiz üstüne. Bu ne demek? Türk türküdür, türkü de Türk’tür. O yüzdendir ki; türkü üstüne, kendimiz üstüne söyleşelim dedik.
 “Toplumun acılarını, sevinçlerini, aşklarını, özlemlerini… dile getiren, halk ezgileriyle bestelenmiş, ölçülü , uyaklı koşuk.” diye tanımlıyor “türkü”yü orta dereceli okullara konu ile ilgili kitap yazmış olan yazar.
  Araştırarak uzatmaya gerek yok. Aşağı-yukarı aynı tanımlamayı yapıyor konu ile ilgili değişik kaynaklar.
  Türkünün, Türk’ü anlattığını söylemeliyiz öncelikle. Türkü’n sevinçlerini, acılarını… diye uzatmaya gerek yok. Türk, insanı karşılar. İnsanın, “duygu”dur bir yanı. Sayılan kavramlar da duygularla ilgili olduğuna göre; Türk’ün duyuşunun, düşünüşünün bir ürünüdür türkü. Türkü, Türk’ü anlatır…
  Türkü, ölçülüdür. Ölçülüdür de, öyle Arap’ın ölçüsüyle değil. Türk’ün Türk’e özgü olan ölçüsüyle. Hece ölçüsüyle ölçüsüdür. Türküyü oluşturan dörtlüklerdeki dizelerin hece sayıları birbirine eşittir genellikle. Kaç hece varsa ilk dizede, diğerlerinde de öyle.
  Türkü ezgidir. Söyleyen yüreğin de sesidir, dinleyen yüreğin de. Türkücünün de yürek sesidir türkü, türkü dinleyenin de.Kendini bulur o seste söyleyen ve dinleyen. Kendine özgü bir ezgisi vardır. Batılı dille, melodisi…
  Türkü, öyle yürüyerek başını alıp gitmez ama “ayak”lıdır. Uyaklıdır yani. Dize sonlarındaki sesler, birbiriyle benzeşir/uyuşur. Halk ozanları “ayak” derler bizim edebiyat derslerinde “uyak” dediğimiz ses olayına. “uymak, uyumlu olmak”tan yapılmış besbelli…
  Türkü’nün adı da Türk. Adı da Türkçe’den…
  Kanımca en önemlisi, üzerinde en çok durulması gerekeni, türkünün söylenmesi. Durumu konu yapmamız da buradan kaynaklanıyor.
  Bir deyimimiz var dilimizde. Güzel Türkçe’mizde güzel bir deyimimiz var: ağzı olan konuşuyor… Eskiden “beyaz cam”dı da; boyatıldı, renklendirildi “renkli cam” oldu şimdi. Ağzı olan, renkli ekranda görünmeyi başarabilen gözünü yumuyor, ağzını açıyor ya; biz de –ayıptır söylemesi- ağzımızı açıp yumuyoruz gözümüzü… Türkülerimizi türkü gibi söylemeyenlere…
  Türkülerimizi katlediyorlar, türkülerimizi. Tür- külerimizi vuruyorlar. Cinayet işliyorlar türkülerimiz üzerinden. Kendince, “bilmem kim baba”ya hayranlığını haykırıyor renkli camdan da, soranlara;
 -Türkü söylüyorum! diyor .
  Eziyor-büküyor-buruyor-kırıyor Türk’ün olan türküyü ama, sorana;
 -Türkücüyüm! diye haykırıyor.
  Renkli camdan, -ağzı olanın söylediği gibi- yetmiş milyona karşı bangır bangır bağırıcı bilse ki; Türk’ü anlatamayan, türkü değildir, keser sesini belki. Belki keser sesini çünkü; “Türk”ün ne olduğunu bilmek gerek önce. Türkçe’yi bilmek gerek önce. Almanca ile, Rusça ile, İngilizce, Fransızca ile hangi usta anlatabilir şu dörtlükte “gerçek usta”nın anlattıklarını. Duygularını…
 “Mihnet ile büyüttüğüm gülleri,
  Varıp gittin, bir soysuza yoldurdun.”
  El ele verdik, ağız ağıza, gönül gönüle… verdik, varıp gittik soysuzlara yoldurduk şu güzel Türkçe’mizi.
  Altı yüzyıl boyunca Arap kültürüne çiğnettiği- miz kültürümüzde, türkülerimizin “yıkılmayıp ayakta kalması” onların ne sağlam bir yapıda olduklarının kanıtıdır.
  Türkülerimizdeki bu bozulmayışa, bu ayakta kalışa sanki bir yakınmadır; sözlerini de, ezgisini de bozmaya çalışıyoruz. Renkli ekranlardaki renkli kişiler canım! Renkli renkli çığırtkanlar.
  Kastımız var gibiyiz kendi kendimize.
  Kasıtlı gibiyiz, tavırlı gibiyiz sanki türkülerimize kültürümüze.
  Hiç olmazsa, bir ümmi olan Aşık Veysel’den utansın türkülerimizi yanlış çığıranlar da, çığırtanlar da.