Arşiv Anasayfa "B" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
BİR KIZ BİR OĞLAN By: Kenan Kalaycıoğlu Date: May 12, 2008, 11:46:03 AM
Yalnızca öykü-roman, yalnızca şiir-atasözü değil ki kültür. Geleneklerin de yeri var elbete kültür içerisinde ama, salt o da yeterli değil.
Sayıların da yeri var kültürde.
Araştırma kuruluşlarımızdan biri, bir araş-tırma yapmış çocuk üstüne. Yooo! Var olan çocukları- mızın var olan sorunları üzerine değil araştırma.
Kim, kaç çocuk ister…
Altmışlı yıllardı. İzmir’e, lise öğrenciliğine gittiğim yıllar. Konuşma biçemimizde bir “Laz”lık bulup da takılamadıkları için, takılacak başka nokta arıyordu arkadaşlar.
 -Lazoli (laz oğlu) Tonya’da adam kaç kuruş? (Tonya’da çok vurgun olduğu noktasından sataşma…)
 -Lazoli, oğlan çocuğu “arka”m olsun diye, oğlan çocuğu bulana kadar çocuk yapıyormuş sizinkiler.
  Birincisi belki değil ama, ikincisi geçerliliğini yürütüyor yöremizde.
  Oğlan olsun, arkam olsun…
  Okullarda, kimi erkek çocukların çizgi dışına çıkmalarının nedenlerinden biridir belki de bu yollu şımartmalar.
  Dönelim sayılara.
  Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 33 il ve 108 ilçede yapılmış araştırma, 18 yaş üzeri ve 1882 kişi ile.
Yüzde 48.8 iki çocuk istiyor.
Yüzde 29.3 üç çocuk istiyor.
  Yüzde 11.2 dört çocuk istiyor.
  Yüzde 10.7 bir çocuk istiyor.
  Biri kıııız… Biri oğlaaaan…
  Bu çocuklara bakabilmek için de yüzde 25 diyor ki, (Dış yardıma güvenmeyi bırakalım) kendi kaynaklarımıza dönelim.
  Dön baba, dönelim… Ayağınıza engel olan mı var be kardeşim! Dön!… Dön!...
  Avrupa Birliği’ne girelim ki, bu çocuklarımız çocuk gibi büyüsün diyenlerin oranı yüzde 25.
 “Bir ihtimal daha var…” sevgili yirmibeşçiler. Oldukça zor ama, olası. Avrupalılar ne yapıyorsa, öyle yapmak.
  Sayılar arasında bir sayı var ki, önemli. Çok önemli.
  Türkiye’nin kurtuluşu için “fikrim yok” diyenlerin oranı yüzde 12.2.Bu, büyük bir başarı (!). Altı yüzyıllık İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e, yüzde doksanlardan yüzde onlara indi “ülkem için fikrim yok”ların sayısı. Büyük gelişme…
  Yüzde 12 de, “Asya’da bir oluşum”cular. Eh, Devrimler’in tam oturtulamadığı, bilinen gerçeklerden.
  Kim, kaç çocuk yaparsa yapsın. Bu çocuklar büyüyecekler. Büyümek için önce süt içecekler. Ya sonra? Sonra bir kıssa: Garson Kemal Töriyen anlatmış Çetin Altan’ın Şeytanın Gör Dediği’ne.
  İlahi bir ses, gözleri kör, yoksul ve kimsesiz bir adama seslenir bir gece.
 -Şu üç şeyden en çok hangisini istersen söyle. Gözlerinin açılmasını mı, yalnızlıktan kurtulmayı mı, zengin olmayı mı? Hadi seç birini! İsteğin kesinlikle gerçekleşecek.
  Siz, hangisinin seçerdiniz? Yanıtınız kendinize. Yanıt vermiş adam:
 -Oğlumu, altın sayarken görmek isterim…
  Böylece, adam yerine konulacaktı bir kör adam… Yoksul adam… Kimsesiz adam…
  Kendi “kimse”si olacaktı kimsesizliğinin.
  Bursa’da, Ulucami’nin avlusunda akşam üstü serinliğinde çayımızı yudumlarken demişti ki Erzurumlu amele;
 -Hocam, ne diledim Allah’tan söyleyeyim mi?
 -(…)
 -Bana, kravat takabileceğim bir iş vermesini…
  Adam yerine konulmak istiyordu Erzurumlu amele. Adam yerine konulmak. Adam yerine konulduğunu sanıyordu büyüyüp de kravat takabilen onca insanın.
  Sanmak kolay. Sandığını söylemenin sonu zor. Bir bilebilseydi Erzurumlu amele…
  Bilge olduğunu ileri süren birisi gelmiş köye. Bilgeliği ile yarışabilecek birisini arıyormuş. Nasrettin Hoca’yı aramaya koyulmuş köyün bütün “adam”ları. Kadınlar henüz “insan”dan sayılmıyormuş o zamanlar.
 -İçinizde bir adam yok mu o adam(bilge)la yarışacak! diye çıkışmış Nasrettin Hoca.
 -Bizi, bizden olanlar bile adam yerine koymu- yor, elin bilgesi koyar mı! diye dertlenmişler.
  Çocuk ola, adam ola…