VATANIMIZ – KADINIMIZ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: May 26, 2008, 09:37:54 AM
Kimisi el üstünde tutar,kimisi de elinin altında ama,şurası pek açık ve belli ki; herkesin eli,kadının üzerinde.
Kimilerince açık açık…
Gizli gizli kimilerince…
Zaman,Çanakkale Savaşları zamanı idi.Ayına-gününe ne gerek.Çanakkale Savaşları işte…”Mustafa Kemal geceleri çok az uyuyor,savaş durumu yoksa,kitap okuyordu.Zaman zaman da kurmaylarla,alay komutanları ile söyleşiyorlardı.
Ana konu: Devlet nasıl kurtulur!...
Devlet,sorunlar içinde yüzmekteydi.Zorlukla ayakta duruyordu.Anadolu’yu anavatan yapamamış,imar edememiş,hastanelerle,okullarla donatamamıştı.Büyük askeri depoları,iş yerlerini Anadolu’ya dağıtamamış, İstanbul’da toplamıştı.Halk,ürküntü verecek derecede bilgisizdi.Hurafeler,mucize hikayeleri,keramet hikayeleri cinler,periler,ruhlar,hortlaklar,kuyu anaları,kesikbaşlar ile birlikte yaşamaktaydı…Kadınların durumu ise çok çok acıklı idi.
Çözüm?
Herkesin bir reçetesi vardı…
Mustafa Kemal’inki (kurtuluş reçetesi) tek sözcüktü: Akıl!...”
Yurdun düşmandan kurtarılması gibi bir şeydi halkın cehaletten kurtarılması.Çanakkale Savaşları’nda düşmanın yaptığını,cehalet yapacaktı yarın.Yapıyordu, yapıyordu bile…
“İstanbul’da nesrin,paşababasının kitapları arasında Mürşid-i Müteahhilim adlı bir kitap görmüştü. Merakla karıştırdı.1872 tarihli kitabın yazarı,Hacı Mustafa Rakım adlı biriydi.Evlilere öğütler veriyordu.
Kadına yakışan,erkeğine her şekilde itaat etmektir Erkeği kadına,”Şu taşı,şu dağdan şu dağa bırak.”dese, kadın boyun eğmeli...
Kadın,erkeğinden izinsiz dışarı çıkmamalı.Çıkar- sa,melekler ona lanet ederler.Hatta,denizdeki balıklar bile lanet okurlar…
Erkeği cennete giremeyen kadın da cennete giremez.Zira kadın,cennete erkeği ile girer…
Kadın erkeğine asık suratla bakarsa,Allah ona gökteki yıldızlar kadar günah yazar…
Erkeğine fena sözlerle azap veren kadının dilinin boyu,cehennemde altmış arşın uzar…”
Kadınımıza – erkeğimize – aile yaşamımıza – toplum yaşamımıza “cehalet” yapıyordu yapacağını. Yarını beklemeye gerek kalmadan.
“Teğmen Ertuğrul’dan,Teğmen Faruk’a mektup:
Cephedeki bir birliğe verilmek için yaptığım başvuru geri çevrildi.Okulda kaldım.Seni kıskanıyorum. Cuma günü bir arkadaşla Boğaziçi’ndeki Yeniköy’e gittik.Orada oturan bir akrabasıyla küçük bir işi vardı. Rum,Ermeni ve Yahudi aileler,bazı yabancılar,çoluk çocuk,eşler kol kola,el ele,deniz kıyısında geziyorlar, neşeyle konuşuyorlar,temiz hava alıyorlar.Çay bahçesin- de oturarak,onları izledik.Aralarında bir tek Müslüman- Türk aile yoktu…Kendi denizimiz,Boğaziçi’miz,kıyımız, havamız,Türk – Müslüman aileye yasak…Çünkü; karı- koca birlikte gezemezmiş,doğru değilmiş,olmazmış.Yere batsın bu kafa!...Bu anlayışı yenemedikten sonra,on Çanakkale Savaşı kazansak ne olur!...”
Çanakkale Savaşları kazanıldı.Seyyit Onbaşı’nın 270 kiloluk top mermisini kaldırması idi işi sonlandıra- cak olan.Seyyit Onbaşı 270 kiloluk top mermisini kaldırıp Çanakkale Savaşları’nı bitirdi ama,bitmedi gitti bizim şu cehaletle savaşımız…Başlamayan savaş biter mi ki…
“Perican Hanım yazısında: Doğu dünyasının ilk kadın toplantısı olarak nitelendiriyordu toplantıyı.Salon dolunca,konuşmacı giriyor.Beyaz elbiseli,başı açık,otuz yaşlarında,solgun bir hanım.
Kadınların sorunlarını sıralıyor.Sizlerin oldukça katlanılır bir yaşamınız var.Çevrenizden biraz daha aşağıya baksanız,gözleriniz kararır,tüyleriniz ürperir. Kadın hiçbir hakkı,onuru,özgürlüğü olmayan,aşağılanan, dayak yiyen,erkeğin dilediği anda “Boşsun…” deyip, kapının önüne atabildiği zavallı bir yaratık,bir tutsak,bir hizmetçi,bir ırgat,bir çocuk makinesi…
Ağlayanlar oluyor…”
Kadınımız hep ağladı,hep ağlıyor.Ağlamasını dindirecek,durduracak kimsesi olmadıktan sonra…
Not: Alıntılar,Turgut Özakman’ın Diriliş adlı yapıtındandır…