Arşiv Anasayfa "T" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
TÜRK İŞİ OLİMPİYAT By: Kenan Kalaycıoğlu Date: June 09, 2008, 12:25:52 PM
Kendimi bildim bileli, Türkçe’den yana oldum. Türkçe’yi kullanmayı benimseyen yüreklerden yana oldum. Onur duydum, sevinç duydum, üstünlük ve gurur duydum üstelik bu yanımla.
   Türkçe’yi kullanmayı, Türkçe’yi güzel kullan-mayı yeğledim hep.
   Dönemin komutanı “…öztürkçe kullanıyor…” suçlamasını zıpır bir öğretmenin kaleminden okuyunca hakkımda, küçük parmağını ağzına götürerek ısırmıştı.
   Geçmiş günler…
   Gene öyle geçmiş günlerdi. Sonradan cumhurbaş-kanı da olan o dönemin başbakanının imzasını taşıyan genelge, “olanak, olasılık, koşul, yanıt, öykü, sözcük…” gibi bizim olan sözcüklerin kullanımını kesinlikle yasaklamıştı. Kullananlar Hakkari’de, Urfa’da alıyordu soluğu kış ortasında.   
   Öğrenciliğimiz-öğretmenliğimiz, yaklaşık altmış yıldır okuduğum/ okuttuğum Türkçe-Edebiyat ders kitaplarındaki metinlerin sonunda hep aynı çalışma:
   Manasını bilmediğimiz kelimeler…
   Şimdilerde de aynı rüzgar esiyor, aynı sular akıyor aynı köprülerin altından ve aynı, bakamayan gözler gördüğünü savunuyor. Türkçe’de…
   Türkçe konuştuğunu savunan ama; İmparatorluk boyunca “Türkçe” sözcüğünü bile yazamayan, “Türkçe” diye yazılmış sözcüğü bile okuyamayan Türk insanının kurduğu Cumhuriyet’te profesörlük aşamasına ermiş birisi bile; Arapça sözcükleri “bizden” sayabilmek için, varlığını benimsediği Ünlü Uyumu Kuralı’nı yok saymak gerektiğini savunuyor… Utanmadan…
   Üstelik halk, Türk’ü-Türklük’ü-Türk yurdunu en çok sevenlerden sayıyor/sanıyor sayın profesörü. Acı…
   Kim örtmeye çalışırsa çalışsın, kim gizlemeye çalışırsa çalışsın, günümüzde de sürüp gitmekte bu, Türkçe’den yana olmak/olmamak seçimi.
   Sorunun boyutu boydan aşkın…
   Şimdiii…
          “Olimpiyatlar, Türkçe sevdalılarının umudu oldu.” başlığı var gazetedeki haberde.
          “Türkçe Olimpiyatlarının coşkusu her yıl katlanarak büyüyor. Bu yıl altıncısı düzenlenen ve 110 ülkeden 550 öğrencinin katıldığı olimpiyatlar bilim, sanat ve spor camiasından toplumun örnek aldığı isimleri buluşturdu…” diyor haberinde gazete.
   Yanlışına yanlış katıyor, yanlışını katlandırarak sürdürüyor gazete. Felsefesine aykırı düşüyor. Vişne ağacı gibi durup, karayemiş meyvesi veriyor. Senin neyine be gazetem, “bilim” sözcüğünü kullanmak! Türkçe’yi savunduğun(!) iki tümcendeki sözcüklerine bir bak: olimpiyat, spor, camia, isim…
   Ali Şir Nevai Türk Dili Ödülü’nü alan, edebiyatın çınarı olan profesör, “ilk kez katıldığı Türkçe Olimpiyat-larında organizasyonun büyüklüğü karşısında hayretler içinde kaldığını…”
   Bu çınar, hangi topraklarda yetişti de geldi ki bu çınar, Türkçe Çınarı’mızın yeni yeni anlamış çınarlığını…
   Geçmişte “Türkçe’nin bir dünya dili olacağını aklına getirememiş…” çınarımız.
   Öyledir öyle… Kimi şiirlerde “Biz Mustafa Kemaller…” dese de ilerigörüşlülüğü ile tanıdığımız bir Mustafa Kemal’imiz var: Mustafa Kemal Atatürk.
           “Balkanlar’dan Adriyatik’e kadar konuşuluyor” olduğunu ancak, bizim farkında olmadığımızı söylüyor bir başka Türkçe sevdalısı edebiyatçı gazetenin haberine göre. Balkan-Adriyatik topu topu beş metre   kardeş! Adriyatik’ten Çin’e nice beş bin metrelerde konuşulmak-ta bizim Türkçe’miz. Ses bayrağımız… Gururumuz… Anadilimiz…
   Bir başka edebiyatçıyı “…en fazla etkileyen sahne, farklı renk ve kültürlerin bir araya getirdiği koro oldu.” diyor  gazete.
   Elbette öyledir. Müzik, evrensel bir dildir. Kimilerinin geç anladığı, kimilerinin hiç mi hiç anlayamadığı. Zigana Dağı’nın üzerine çöken, çöküp de bir daha kalkmayan sis gibi çökmeseydi kültürümüzün üzerine Arap kültürü, daha bir özgün güzelliğini sunacaktı dünyaya Türkçe’miz, kültürümüz.
   Yaşamları uzun olsun, upuzun olsun bu edebiyatçılarımızın, Türkçe sevdalılarımızın. Olsun çünkü; yüz yıl sonra da çocuklarımız otobüs duraklarında soracaklar öğretmenlerine, dershanelerden dönerken:
          -Öğretmenim, “sivrisinek” bitişik mi ayrı mı?
          -“demir kapı” önad (sıfat) tamlaması mı yoksa ad tamlaması mı?
          -Öğretmenim, 300 ayrı mı bitişik mi? (üç yüz-üçyüz…)
   Bütün bunlar öngörü ister, emek ister. Atatürk gibi çalışmak ister. Türk Dili, Türkçe’miz, Anadilimiz geliştirilmek ister. Kuralları, oturmak için altına iskemle ister. Atatürk’ten sonra kimler, ne ölçüde emek verdi Türkçe’mizin gelişmesine!... İngilizce’nin gelişmesine verdiğimiz emeğin milyonda mikronu ölçüsünde.
   Atatürk’e bir hayli baskı yapılmıştı padişah olması için. Olmadı… Olamadı… Duygularından önce, düşüncesi olur vermedi. Akademik unvanlar kazanmak için çalıntılar yapıldı biri birlerinin yazdıklarından, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’te. Yazın alanında bile. Türkçe’de bile.
   Olimpiyat demek, yarışma demek. Yarışmadan söz edince, Napolyon’u anmak gerek. Sormuşlar Napolyon’a:
          -Savaşı kim kazandı?
          -Yenilen ben değilim ama, kazananı da bilmiyorum
   Kullanılan sözcüklerin büyük çoğunluğu yabancıdır da, bu nasıl olimpiyat kazanmaktır!
   Türkçe’yle, bir olimpiyatta çoktaaandır görüyoruz oynandığını. Öyle bir ayak oyununa getiriliyor ki olimpiyat adına Türkçe, yabancı ayaklar savurup atıyor onu. Yabana…
          “Bahçe”, Türkçe olsun diye…