İNSANIN DOĞASI By: Kenan Kalaycıoğlu Date: June 11, 2008, 12:10:21 PM
Kim bilir ne düşündürdü size yazının başlığı…Ya da
nasıl yorumladınız…
Kesinkes şöyle düşünmüştür kiminiz: insanın kişilik
özellikleri,karakter yapısı.Yardımsever insan, mert insan,duyarlı
insan,acımasız insan,duyarlı insan…Özellik mi yok insanda,say
gitsin…
Şöyle düşünenleriniz de vardır elbette:insan ve içinde
üzerinde yaşadığı doğa, tabiat, evren…Doğa ve insanoğlu…
Ozanın dediği gibi:
“Bir hadise var can ile canan arasında…”
Doğa ile insanoğlu arasındaki durum da öyle.Can ile
canan arasındaki gibi.Sevmek ve sevilmek değil mi can ile canan
arasındaki ilişki? Doğa ile insan arasındaki ilişki de öyle.Birkaç
saatlik fırsatımızda kendimizi kırlara,yeşilliklere atmak isteğimiz,
doğaya sevgimiz değil de nedir? Havaya,denize, dağa,ormana
tutkumuz?
Peki ama, karşılıksız mı bırakıyor dersiniz bu büyük
aşkımızı doğa? Hayır çünkü; kim besler bizi doğa olmazsa,kim
verir bize yaşama gücümüzü. O da seviyor besbelli bizi. Biz
doğayı seviyoruz,doğa da bizi seviyor ama; bir hadise var gene
de can ile canan (doğa ile insan ) arasında.
Yaradılmışların en üstünü insan. Us (akıl ) undan
ötürü. Depremler, su baskınları, yanardağlar, patlamalar, insanı
korkutup kaçırsa da, us’u ile egemendir gene de insanoğlu doğaya.
Hem öylesine egemendir ki; biçimini de içeriğini de bozabilir
insanoğlu doğanın.
Bozuyor da…
Dünyadaki bir yana,yüzyılın en büyük kuraklığını
yaşamakta Güneydoğu Anadolu Bölgesi…Dört_ beş yıldır
yaşanan az yağışlılık, etkili bir kuraklığa ulaştı sonunda. Öldü
ölüyor sonunda bitek Mezopotamya.Verimliliğinden dolayı
tarihte Verim_ i Hilal diye adlandırılan Mezopotamya ölüyor.
Biz öleceğiz o bitek topraklar öldükçe. Toprak, olmayan bulutlara
dalıp dalıp ağlıyor; çiftçimiz,suya ağlayan toprağımıza ağlıyor.
“Bu ne biçim atasözüdür?” zır cahilliğine örtünmüş
duranların yüzüne yüzüne haykırıyor atalarımız:
“Zor, oyunu bozar!” atasözümüz ile.Yüzlerdeki o
kalın- yırtılmaz örtüyü parçalayarak.Bir “ doğa-sosyoloji-insan” sarmalı çözülüyor Güneydoğu Anadolu’muzda. Geçmişteki töre-aşiret-namus sarmalının şimdi, ödedim-ödeyemedim umarsızlığı (çaresizliği) almış yerini. Kendi olanak(sızlık)ları ile 300-400 metre derinlikten su çıkararak sulama yapıyor Güneydoğu Anadolu’muzda çiftçimiz. Olmayan-satamadığı ürünü ile öde (yemeye)cek elektrik borcunu çiftçimiz.
Tarımımız ölünce Güneydoğu Anadolu’muzda, hayvancılığımız da ölüyor. Otumuzla etimiz birlikte yani.
Sorunumuz büyük…
Sorunumuz, yaşamımızla ilgili…
Korumamak bir yana, yok etmek için, elimizden geleni yaptık doğamıza. Yapmaktayız.
Elazığ’da, ekini büyümeyen tarlalar nadasa bırakılmış. Ekili tarla, nadasa…
Doğamız ölürken, neyi yaşattı dersiniz doğamızı-bizi-çiftçimizi yaşatma görevi olanlar. Neler yapıldı dersiniz kuruyan tarlaya uzaktan kravatlı beyaz yaka ile bakmaktan başka.
Kilerdeki unumuzu çorba yapıp masamıza koyan anamızın eline, eline sağlık. Anamızın eline sağlık da; doğa ile birlikte, kendisine akıl almaz oyunlar oynadığımız çiftçimizin, çorbamıza un veren çiftçimizin nesine sağlık!
Hem eline… Hem aklına… Hem de emeğine salık çiftçimizin. Bu dilek de insanın doğası… İkinci paragraftaki türden…