ÇORBANIN TUZU By: Grkm Date: May 04, 2007, 09:15:27 PM
ÇORBANIN TUZU
İlkokul yıllarımızdı, gün gibi anımsarız. Hani o “ajans” ı dinlemek için kahvehanedeki radyonun başına onlarca kişinin üşüştüğü günler... Çantalarımızda Çekoslovak malı kalemlerin, silerken karartan silgilerin bulunduğu günler... Koca koca kamyonların benzinle çalıştığı günler... Dersimiz bitmiş, evlerimize dönüyorduk. Bir otomobil durdu yanımızda. Babacan birisi indi, elinde bir kutu. - Sorumu kim doğru yanıtlarsa, bu çikolata onun. dedi. - Fransa’nın başkenti neresidir? Hep bir ağızdan, - Paris! - Peki, Amerika’nın başkenti neresidir? Hep bir ağızdan, - Washington. - Bilemediniz. dedi ve çikolata kutusunu arabanın camının önüne koydu. Şaşırmıştık. Sus-pus olmuştuk. - Amerika kıtadır çocuklar. Başkenti olmaz. Washington, ABD’nin başkentidir. dedi ve gene de tatlandırdı ağzımızı. Sen nelere kadirsin ey pratik zekâ! Şimdi size öyle bir soru: - Dünyanın en tatlı şeyi nedir? - Şeker. - Hayır. - Bal. - Hayır. Taşa tutulmayacağımızı bilsek, “Tuz...” diyeceğiz. Padişah, dünyanın en tatlı şeyini getirmelerini istemiş üç oğlundan. Kendisini ne denli sevdiklerini ölçecek. En büyük oğlan bal getirmiş. Ortancası şeker. En küçük oğlan da tuz. Küçük oğlan tuz getirmiş ama, evlatlıktan da reddedilmiş. Masal bu ya; kovulan oğlan, bitişik ülkeye padişah olmuş. Padişah babasını da yemeğe çağırmış bir zaman sonra. Elbette tanınmamak için de kılık değiştirmiş. Padişah baba yemeklerin tuzsuz olduğunu görünce hiddetlenmiş, hakaret saymış bunu. Küçük padişah o zaman kendini tanıtmış ve, - Yaaa... Baba, demek ki dünyanın tadı tuz imiş, demiş. - Haklısın oğlum, diyerek, özür dilemiş; pişmanlığını bildirmiş padişah baba. Peki ama bunca söz niye? Tuzu olmayan çorba, beş para etmez demek istiyoruz. Ya yap, ya yapma. Yarım bırakma, eksik bırakma demek istiyoruz. Sıkıldınız... Çıkalım Boztepe’ ye. Tepeden bakalım şu güzelim kentimize. Beğenmediniz... Biz de beğenmedik. Sayın bakalım, bir mahallede dışı doğru-düzgün sıvalı, boyalı konutların sayısı bir elin parmakları kadar var mı? Ne dersiniz şu virane görünüme? Hey aşçılar, aşçılar! Unutmayınız lütfen şu çorbanın tuzunu. İnsan bu; ağzı tat istiyor, gözü güzellik, beyni uygarlık...