BAL TUTAN By: Kenan Kalaycıoğlu Date: November 05, 2008, 10:47:28 AM
BAL TUTAN
Hayvan olarak, kendilerinden yanadır bütün sevgilerim. Yaradılmış olduklarından dolayı da içten duygularım vardır kedilere içimde.
Amerika’ya devlet başkanı olmama on beş dakika kala, ayakbağım olacağını bilsem de, kesinlikle sevmem kedileri. Sevmem işte!
Yooo! Hayvan olmalarından değil kedileri sevmemem. Tırmalamalarından da değil… Miyavlama- larından da… Kültürümüzün kedilere yüklediği özellikten ötürüdür kedilere sevgisizliğim.
Kediler görsün bütün kedilerin yüzünü.
-Kedi gibi, gözlerini yumuyor (yemek) yerken… Tilki kurnazlığın, kurt hinoğlu hinliğin, kedi de nankörlü- ğün simgesidir kültürümüzde. Arı çalışkanlığın, bal da tatlılığın…
Bütün içtenlikle yapılan iyiliğe iyilikle yanıt vermemekten beter, kötü davranmak özelliği var kedilikte. İyiliğe duyarsızlık var. İnsan olmaktan vazgeçip, kedi gibi nankör olmak var.
Ben bu yüzden kedileri de kediliği de hiç mi hiç sevmem…
Gözlerini yumarmış kediler… Yemeklerini yerken.
Kedilikleriyle bırakıp kedileri, bir parmak bal çalıp ağızlarına, ele alalım bizler gibi bizleri.
Sakal tutmak… Söz tutmak… El tutmak… Çanak tutmak… Kayıt tutmak… Daha ne tutmalar ne tutmalar… Hepsi hepsi bilinir de, bal tutmak neyin nesi.
Bal tutmak… Bal, yalanır. Bal, kaşıklanır. Bal, yenilir. Bunlar olur, olur da, balık tutmak gibi bir şey mi bal tutmak?
Diyelim ki tuttu. Diyelim ki yaladı. Yaladı yaladı da, neyi yaladı? Balı… Öyle değil ama. Düşüncesi öyle olsa da, eylemi öyle değil.
-Bal tutan, parmağını yalar…
Hay, ağzına sağlık, konuşan ağzına. Ne güzel söylediniz atalarımızın sözünü. Her kim ki balı tutar, parmağını da yalar. Demek peçete yokmuş eskilerde. Mendil de yokmuş, geniş bir meyve yaprağı da. Elini silmek için canım, ballı elini.
Kim silmek ister ki! Ağzını silen silene. Konuşmadım… Bala bulaşmış elini silmek isteyen yok. Yalayan yalayana. Atalarının sözüne uyan uyana.
-Bal tutan parmağını yalar!...
Vaktiyle elinde bir mühür bulundurmuş bir kravatlıdan anlatılar anlatılır bugün bile tavla partileri başında, pişti partileri başında. İdare odasına girermiş öğrenci yavrusu, yandaki çekmeceyi gösterirmiş mühürlü kravatlı. Öğrenci yavrusunun harçlık isteğine karşılık.
-İstediğin kadar al!...
Velilerin ödentileridir çünkü o çekmecedekiler. Kimlerin, tarih boyunca kimlerin neler neler alıp alıp götürmediği velilerin ödentileri. Eh, sözümüz de o sözünü ettiğimiz tarih boyundan geliyor.
-Bal tutan, parmağını yalar…
Yalıyor da… Hiçbir noksanlığa yer ve mahal bırakmadan yalıyorlar… yalıyorlar.
Biz, yalananın bal olduğunu bildik durduk yaşamımız boyunca. Öyle duyduk, öyle düşündük. Demek bizim durumumuza uysun diye yazmış Cahit Sıtkı Tarancı. Bizi anlatsın diye.
-Geç anladım taşın sert olduğunu…
Yaaa! Biz de geç anladık o balın para olduğunu, arsa olduğunu, araba için benzin olduğunu, evin mutfağına, hanımın omletine kaliteli kaşar olduğunu…
-Yaaa!...
-Bal tutan, parmağını yalar!
Öyledir öyle. Ha öyle, ha böyle. Sistem işte. Düzen işte. Kimileri ballanır ölür, kimileri sallanır ölür. Kimileri dallandırır dallandırır işini, kimileri de ballandırır ballandırır dişini. Bal tutan elini yalayarak canım!
Beceri… Beceri…
Herkesi eşit yaratmadı ki Yaradan…
Bir şey var ama acıktıkça aklı kurcalayan. Acıktıkça… Acıktıkça…
Ülkenin nimetleri birilerine hep nimet, birilerine hep külfet. Nimet ve külfet…
“Müslüman mahallesinde salyangoz satmak”a benzeyen bir şey. Tıpkı öyle…