Arşiv Anasayfa "D" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
DERTLER VE BAŞLAR By: Kenan Kalaycıoğlu Date: November 12, 2008, 10:01:55 AM
Önce bir bilmece. Bir derin, bir bilinmez bilmece. Dertli midir sizce bu satırların yazarı, aşık mıdır yoksa?
Düşündünüz…
Düşündünüz taşındınız…
Buldunuz:
Ağlama olarak geldiyse size sonunda okuduğunuz bu yazı, dertlidir elbette yazarı. Yooo, bir söyleme söyletme olarak geldiyse; biliniz ki, yaşamının güzünde “Merhaba!” demektedir bir bahara…
 (İnsanı) Dert ağlatır, aşk söyletir. çünkü. Biri ağlatır biri söyletir ama, ikisi de insan için.
  Derdin biri ağlattı sayalım. Sayalım da, dileyelim bir olsun dert. Çok olursa, çok çok olursa ne olacak? “Dert bir olaydı, ağlamak kolaydı…” Kim bilir, belki de düşündürüyordur insanı derdin çoğu.
 “Herkesin derdi kendine.” mi dersiniz, “Dert, çekene göredir…” mi dersiniz. Gönlünüzce… Derdi çeken insan olduğuna göre. Dayanabilmek için, beşyüz kiloluk insan olmak da yetmiyor. Yetmiyor işte!...
 “Kul Hüseyn’im yeşil giyer allanır,
  Bin derdim var, dilden dile dillenir,
  Anlatamam dane dane, dane sevdiğim…”
  Yaaa!...
 “Dert bir değil, elvan elvan.” ise ne olacak. Ne olacak o dertli başın başı? “Çekene göredir dert.” çekene göre.
  Kimi zaman da, halden hale girer dert. Biçimden biçime, renkten renge. Derler ki, “Dert gider ama, yeri boş kalmaz.” Sözün daha söylenişi ağır gelmiş olmalı ki kimi insanlara, “Dert gitmez, değişir…” derlermiş Anadolu’nun kimi yörelerinde.
  Siz şimdi dertlerinizle, dostlarınızın dertleriyle mi dertlenmektesiniz. Boğulmak üzere misiniz yoksa onca derdinizle. Kolayı var, kolayı. Dertsiz baş mı olmak istiyorsunuz yoksa? Dertsiz baş olsun isteğiniz. Başımızın üstüne, boynumuzun üstüne. İniniz bostana. Evinizin bostanına ininiz. Yapıştırınız kollarınızı gövdenize. Bitiştiriniz bacaklarınızı sımsıkı, parantezlerini iç içe geçirerek. Kafanızı düşündürmeyiniz. Bostan korkuluğusunuz şimdi…
  Gördünüz mü? Anladınız mı?
  Dertsiz baş, bostan korkuluğunda…
  Dertsiz baş, mezara taş…
  Dertsiz baş, terkide…
  Binbir masalının birinde anlatırdı anam sanki binbir yıl önce. Çin’de mi, Maçin’de mi bir kabak varmış, kapağı siz adam sayın. Dertsiz dertsiz bir kabak. Bilmeyenler bilir ki canlıların en mutlusu, en dertsizi bir kabak, bir insan… Öyle bilir bilmeyenler. Kesmişler onun da başını… Gördünüz mü? Neler gelmiş dertsiz başın başına…
  Dertsiz bir kabak varmış; onun da başını kesip, içini oymuşlar içini…
  Eeee, ne mi olmuş?
  Yıllar mı yüzyıllar mı geçmiş. Anlamışlar kesilen başın içinden nelerin nelerin deşildiğini. Yıllar, yüzyıllar sonra… Demişler ki,
 -Ne erken öğrendik dertsiz başın derdini…
  Dertsiz yaşamlar…