MUSTAFA By: Kenan Kalaycıoğlu Date: November 17, 2008, 10:59:32 AM
Yalanlarınızı kattınız yanlışlarınıza! Boca edip yalanlarınızla yanlışlarınızı, Mustafa’ları da ekleyip üzerine, karıştırıverdiniz Ahmet’leri, Mehmet’leri, Mustafa’ları, Aslan’ları.
Yalanlarınız mı kutsal şimdilerde size, yanlışlarınız mı yoksa? Kasıtlarınız mıdır yoksa baskın gelen, duygularınıza?
Mustafa’ları da bilmezdik biz, Ahmet’leri, Mehmet’leri de. Siz tanıttınız bize. Sizin tanıttıklarınızı, kendi okumalarımızla okuduk öğrendik. Emek verdik, araştırdık, soruşturduk, yaşayanlardan dinledik öğrendik Mustafa’ları, Ahmet’leri, Mehmet’leri, Aslan’ları.
Bize, “mit” ettiniz Mustafa’mızı…
Mit edindik biz, Mustafa’mızı…
Ağladıklarımızı biliriz biz, beden olarak aramızdan ayrılışına Mustafa’mızın. Anma törenlerine beyaz yakalıklarımızla alınmadıklarımızı biliriz. Biz, sizin daha ne uygulamalarınızı, ne uygunsuz uygulamalarınızı biliriz.
Pek çok ulusun kendince bir “mit”i var şu yaşanası dünyada. Kimi yaşatmakta kendi “mit”ini, kimi… Fransızların da var uğruna gözyaşı döktükleri İngilizlerin, İspanyolların… da. Hinduların da…
İyidir iyidir bir toplumun bir “mit”inin olması. Birliğin, birlikteliğin sağlanmasının yolunu açar. Ulus olma bilincini güçlendirir toplumun. Ocak ateşinde demlendirir ulus olma bilincini.
Siz de öyle öğretmediniz mi yıllar yılı bize: dil birliği, ülkü birliği, tarih birliği…
İyidir, iyidir bir ulusun bir “mit”inin olması. Damak tadı verir birlikte yaşamak için. Tutkal tutkal yapıştırır bir arada yaşamak için bireyleri. Kemer kemer sarar bizi sevinçte, tasada sarılmak için…
Sizin için de gereklidir, çok gereklidir çünkü; yurt, bayrak, ulus, özgürlük, insan onuru… Dinleyerek ezan sesi…
Mustafa’nın, düşman çizmesinin hoyrat hoyrat çiğnemesinden kurtardığı bir toprak… Bu toprağın ses duyulmaz, kervan geçmez, kuş uçmaz bir ucunda bir alıç… Bütün dertlere deva bir alıç… Başınız mı ağrıdı, alıca koş. Karnınız mı acıktı, alıca koş. Onurun mu dara düştü, alıca koş. Alıcı kurutma ama… Ölmeyeceğini bildiğin alıcını öldürmeye uğraşma. Bu alıç, en çok senin için alıç…
Büyüyen insan sayısı büyütemeyeceğine göre dünyayı, artan insan sayısının artmayan dünyayı paylaşımı savaşının içindeyiz. Bir yanda silahsız, süngüsüz bir savaş… Öbür yanda, silahları susmayan bir savaş. İnsanın insanı yemesi, yedikten sonra da insanlıktan söz etmesi savaşı.
Öylesine gerekli, öylesine önemli ki böylesi bir dünya ortamında Mustafa. Öylesine gerekli, öylesine önemli ki şimdi bize Mustafa… Kendimiz için…
Olabilseydi eğer insanlar iç içe, sırt sırta, gönül gönüle, yürek yüreğe olabilseydi, bölünür müydü böylesine iki yüz devlete bu insanlar. Ayrışır mıydı böylesine insanlık?
Olamazdı demek ki…
Olmuyor demek ki…
Kimi Mustafa’lar yutuyor demek ki kimi Mustafa’ları, kimi balıkların kimi balıkları yuttuğu gibi.
İşte, yutulmamak için, gerekli Mustafa. Yaşam oyununda ütülmemek için en çok bize gerekli Mustafa.
Kısa, kısır çıkarlar için, kısırlaştırmayalım Mustafa düşüncelerimizi. On günlük deniz tatilimiz için ne olur öldürmeyelim bir yaşamlık tatilimizi. Bin yaşamlık yaşamımızı öldürmeyelim. Çocuklarımızın çocuklarının… çocuklarının… çocuklarının…
Mustafa’nın büyüklüğünü anlamaya çalışsın Mustafa’nın büyüklüğünü algılayamayanlar. Hem biz, algılamaya çalışalım. Mustafa’nın bizden ve bizim gibi olduğunu. Bizden bir “büyük” olduğunu.
Yerlere düşürmeden…