GERDEK – MERTEK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: December 26, 2008, 01:18:38 PM
“Yerli malı yurdun malı,
Her Türk onu kullanmalı…”
Bizce de,bizce de öyle.Anzer balı ile ballansın dileriz bu sözü söyleyen ağızlar.Durunuz ama…Yerli malı kullanacağız diye meşe palamudu unundan ekmek de yedirtmeyiz kesinlikle bacılarımıza da, kardeşlerimize de.
Zaman , “Fi Zamanı” sayılacak derecede eskiler- de kaldı ama,arada sırada anımsandığı olmuyor değil. Otomobil üreticilerine kızıp da bir milletvekili,
-Milyonlarca liralara sattınız teneke parçalarını bu millete!...diye çıkışmıştı.
Doğru,doğru.Her Türk,iyi olan yerli malını kullanmalı.Kendi malını yani.Hayır gelmiyor çünkü elin malından.Ha,dediğin zaman bulamadığın oluyor canım! Yabancı oluyor…Arsız oluyor…
Nasıl da kaçıverdik halk söyleyişine şu son tümcelerle.Sürdürelim öyleyse halk dili ile konuşmayı. Durunuz ama…Televizyonlardaki magazin programlarında yaşanan edepsizliklere kesinlikle benzemez ama,halk geleneğimizde de vardır birazcık müstehcenlik.O, “birazcık” tır,birazcıktır da kullanan becerikli ise,sorun yapılmadan yapılır anlatım.Örnek mi.
Elin merteği ile gerdeğe girilmez.
“Mertek” in de, “Gerdek” in de elife mertek diyebilenler bilirler ne demek olduğunu.
Öğrenci diyor ki,
-Hocam,olur mu? Traş sözcüğü Türkçe’dir.
Öbürü atılıyor:
-Traş yabancı ise,spor da yabancı demektir! Olur mu Hocam…
Aralarında tartışma…
Kendi aralarında çözüm: biz onları Türkçe’leştir- dik.
-Nasıl yani?
-İlk ünsüzden sonra birer ünlü getirerek.Tıraş… Sıpor…Tiren…
Bütün Dünya’nın (Başkent Üniversitesi Kültür Yayını) Aralık sayısında Fransızca Üç Sözcük adlı yazısında diyor ki Orhan Velidedeoğlu,
Sutaşı: Hani elbiselerin yakasına falan dikilen perde kenar ve eteklerini süslemede kullanılan işlemeli şerit.Bunun da pek tabii ki ne suyla ne taşla ilgisi var. Fransızca “soustache” ın okunuşu “sutaş” (E), bir “ı” harfi de bizden olsun canım!.Oldu sutaşı…
Fransızca “soustache: okunuşu sutaş” sözcüğüne bir “ı” harfi eklenerek,o yedi iklimin tanıdığı-bildiği Fransız,Türk oldu demek Türkler’in gözünde (!)
Hay Türkler hay…
Hay Fransızlar …
Kim yaptı dersiniz bu Fransız’ı Türk? Bulucusu kim bu buluşun? Dili kullanan kim ise,o : halk… Yapmayın Allah aşkına.600 yıllık İmparatorluk boyunca, ayağını bile suya sokmadan dilinden vurgun yemiş bu halk nasıl yapar bu iyiliği(!) kendi kendine.
Birileri üretip satıyor.
Her malın bir alıcısı vardır…
Türkçe’yi gerçek bir anadilci gibi savunan,gelişip zenginleşmesi için Araplar’a da öğretilmesi için uğraşan Kaşgarlı Mahmut,dikkatleri Türkçe’ye çekebilmek için, hadisler bile almış ünlü dil kitabı Divan-ı Lügat-it Türk’e.İşte biri.
Türk dilini öğreniniz çünkü,onların egemenlikleri uzun sürecektir…
Kaşgarlı Mahmut’tan bu güne öylesine akıp giden zaman içinde öylesine gelişip serpilen(!) beyinler nasıl da çözümler üretmişler kısacık akılları ölçüsünde, kısacık yoldan,Türkçe’nin gelişmesi(!) için.
Spor sözcüğüne bir (ı) ,oldu sana Türk işi sıpor. Sıporlan dur,ne yağın kalır ne romatizman.
Traş sözcüğüne de koy bir tane o (ı) dan. Ha sakal traşı,ha söz traşı.Traşla gitsin…
Tren de öyle.Akaryakıt da istemez,katı yakıt da. Koy önüne bir (ı) harfi,dünyayı dolaş.Çuk çuk çuk…
Sözünü ettiğimiz Kaşgarlı Mahmut,Türk Dili’nin kültürünü toplamış o Divan-ı Lügat-ıt Türk adlı yapıtında.Türk olanın korunmasını,kollanmasını istemiş dilden yana.Türkler’den de,Türkler’le ilişkisi olan/olma- yanlardan da.
Akşam çakır bir gökyüzü altında geçtiğiniz Zigana Dağı’nı sabah sis-pus sarmış görebilirsiniz. Görmüşsünüzdür.Birkaç saat içinde Zigana Dağı’na sisin çökmesi çok çok doğaldır.
Dil için öyle değildir ama.Akşamdan sabaha olmadı ki anadilimiz olan Türkçe’mizin üzerine yabancı unsurun bir sis perdesi gibi inmesi.
-Hiçbir şey olmaz,şimdiki gençlerden hiçbir şey olmaz!...diye yakınıyorsunuz ya çoğu kez…Sizden de,sizden öncekiler,öncekilerden öncekiler…Hep böyle yakınıldı.İşte o duyarsızlığın sonucudur ki,işte o gerdek-mertek hikayesidir ki öz malımız bize yabancı geliyor da elin malına sarılıp sarılıp duruyoruz kendi malımız gibi.
Traş ... Traş… Traş…
Türklük için bir başvuru kitabı olan Atatürk’e başvuralım isterseniz bu konuda.
Atatürk,terim çalışmalarının ülkedeki etkisini öğrenmek için 13 Kasım 1937 de Sivas’a giderek, lise 9. sınıfta geometri dersine girmişti.
-Bu anlaşılmaz terimlerle öğrencilere bilgi verilemez!...diyerek kitabı atmış,tahta başına geçip,
“dilli” yerine kenar,
“müselles” yerine üçgen,
“müselles mütesaviyül adla” yerine eş kenar üçgen,
“zaviye” yerine açı terimlerini kullanarak Pisagor Teoremi’ni öğrencilere anlatmıştır.
Bir anımsatma.Atatürk,geometrici değildi…Bu terimlere karşılık bulabilmek için maaş da almadı Devlet’ ten aylarca komisyon üyesi olarak.
Mertekle gerdek öyküsünü dinlememek için, bazı önerileri de dinlemek gerek,demek.