Arşiv Anasayfa "O" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
ONURUMUZ DEVLETİMİZ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: December 26, 2008, 01:20:13 PM
İnsan olanların,kendilerini insan olarak görenlerin hiçbirinin yaşamı bile onurlarından,onurları gibi gördükleri devletlerinden kesinlikle daha kutsal değildir. Kısacası;
İnsanın onuru bile devletinden yüce değildir.
Kendisi varsa,devleti vardır çünkü…
Bunu anlayabilmek için ama,önce onurun kutsal olduğunu bilmek,öyle olduğuna inanmak gerek.İnsanı insan yapan yüceliklerden biri de budur elbette.
Başımızı ülkemizin Ararat’ından kaldırıp,çok yakın geçmişine bir bakmamız yeter bunu anlamak için Bosna-Hersek’in…Ya da aynı Ararat’tan bir baş kaldırıp; aşağılara,sıcak topraklarda yaşananlara bir bakmak yeter bu duyguları duyulmamak için.Irak’a doğru…
 Önce insan olmak gerek ama.Onurlu insan.
 Savaşı, “düşman askerlerin cephede biribirini öldürmesi” gibi görenlerin anlayabileceği duyum değildir yukarıda anlatılanlar.
 Ölümün bile kurtuluş olduğunu anlatan uygulamalar vardır bizim varoluş felsefesi geleneğimizde Ya cephenin gerisinde yaşananlar? Kadınlara,çocuklara, yaşlılara uygulananlar?... Tarih dersleri biraz eksik mi kalıyor ne bu anlamda.
 1973 yılı Aralık ayının son haftasıydı.Dr.Halis Dörtlemez ve Dr. Övsev Dörtlemez,Yüksek İhtisas Hastanesi’nde şef muavini olarak çalışırken,İsmet İnönü’ nün hastalandığı haberi gelir.Pembe Köşk’e gitmiş bu doktorların iki hocası.Gelen habere göre,yeni bir koroner yetmezliği yaşıyormuş Paşa.Yüksek İhtisas’a yatırılması gerektiği söylenmiş ama Paşa’nın,Mevhibe Hanım kabul etmemiş.
 Hastanede olabilen araç-gereç ile doktorlar, Pembe Köşk’e taşınacaktı.Hocalar durumu ayarladılar ve yardımcı eleman,hemşire bile olmadan Dr. Dörtlemez’ler Paşa’nın başucunda nöbete başlamışlar.
 Doktorun kendi anlatımı ile “O günün koşullarında elimizde elektrokardiyografi cihazı, defibrilatör,aspiratör ve oksijen tüpleri vardı ama bugün ki gibi değil.Kalp ritmi,kan basıncı,nabız,kan gazlarını izleyecek monitörler yoktu.
 Evde Mevhibe Hanım, bir genç kız ve Gülsün Toker vardı.Özden ve Metin Toker o sırada Paris’te, Erdal ve Ömer İnönü ise o gün İstanbul’dan döneceklerdi
(Boğazlar Meselesi Hâlâ Önemini Koruyor- Prof. Dr. Ö. Dörtlemez – Bütün Dünya)
Mevhibe Hanım,kendi eliyle hazırlamış doktorların dinlenme odasını.Tek kişilik bir karyola,mavi saten bir yorgan…
 Doktor anlatıyor:
 Gece oldu.Tedavimiz ve izlememiz devam ediyordu.Paşa’nın iyileşmesi için yapılabilecekleri yapmaya çalışıyorduk.Odasının ısısı düşmeye başladı. Kalorifer sönmüştü…Ne olduğunu araştırmak bize düşmezdi elbette.Ama,niye yanmadığını da merak ediyorduk.Sonradan öğrendiğimize göre; Köşk’ün kömürü bitmiş,o nedenle kalorifer sönmüştü.
 Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın oturduğu Köşk’ün,kömürü olmadığı için sönmüştü kaloriferi…Gerek var mı yeniden yazmaya ? Ya da anlaşılabildi mi yeterince?
 Yine doktorun kaleminden:
 Sabah oldu.Kahvaltıda birlikteyiz.Mevhibe Hanım,Gülsün Toker,Dr. Halis Dörtlemez ve ben Övsev Dörtlemez.Mevhibe Hanım,reçel çanağını bize uzatarak,
-Bakınız,bundan daha önce yemiş miydiniz? diyerek,yeşil bir reçel uzatıyordu.Gerçekten,o güne değin yemediğimiz yeşil domates reçeliydi çanaktaki.Hocalarımız gelmişti Yüksek İhtisas’dan biz kahvaltıdayken.
 Vizite geçtik hocalarımızla birlikte.Biz geceyi anlattık,hocalarımız yeniden muayene ettiler Paşa’yı ve yeni bir tedavi çizelgesi düzenlediler.
 İsmet Paşa,hocalarımızdan birini Nihat Erim’e benzeterek,
-Nihat, Boğazlar Meselesi hâlâ önemini koruyor. Acil bir durum olduğunda,ben başkomutanlığı üstlenirim. dedi.
Ben,başkomutanlığı üstlenirim…
İşte insanın devletli yurtlu varlığının en kutsal olduğu, en yüce olduğu duygu.Yüce insanlarda bulunur...
 Aşk olsun duyabilene!...
 Aşk olsun bu duyguyu duyulmayabilene!...
 Kömürsüzlükten kaloriferi yanamayan Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde hasta yatağında başkomutanlığa hazır bir asker,bir devlet adamı…
 Bir gün daha direndikten sonra yaşamak için İsmet Paşa,25 Aralık 1973’te gözlerini yaşama kapadı.
 Işıklar içindedir yattığı yer,bıraktığı yerler gibi.
 Doktorunun anlatımı ile bitirelim yazıyı.
 Ölümünden kısa bir süre sonra,Pembe Köşk’ten bir görevli,bir paket getirdi odama.Gümüş bir çerçeve içinde Mevhibe Hanım ve İsmet İnönü’nün yan yana  oturduğu bir resim.Üzerinde Dr. Halis ve benim adıma, Mevhibe Hanım imzalı bir teşekkür yazılmıştı.
 Büyüklüğün inceliği…Nadir bulunanlardan…
 Diyor ki doktor:
 Aziz büyüklerimiz! Biz size teşekkür ediyoruz, bize bu onurlu hizmet fırsatını verdiğiniz için…
 O emekler,bu hizmetleri bu anlayışla yapanlara değer.