UZGÖRÜ HOŞGÖRÜ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: December 26, 2008, 01:25:29 PM
Hiçbir sözümüz yok sizin uzgörünüze.Kesinlikle söz söylemeyiz,söz söyletmeyiz sizin uzgörürlürlüğünüze Uzağı görürlüğünüze canım! Doğumunuzdan olmasa bile,ilk gençlik yıllarınızdan gördünüz siz,ölümünüze yakın yıllardaki ülkenizin durumunu.
Varsın birileri bilememiş olsun sizin bu uzgörü değerinizi.Bizim sözümüz yok ama sizin uzağı görürlüğünüze.
Şimdilik!...
Keser de sapı da duruyor şimdilik durmaları gereken yerde.Duruyor ama…Keser döneeer sap döneeer gün gelir hesap döneeer.İşte öyle!... Ya dönerse hesap?
Sorarız o zaman.Şimdilerde soramadığımız uzgörülülüğünüzü,biz o zaman sorarız.
Selanik dediğimiz Türk ilini düşmanlar işgal etmiş de sizin o ilk gençlik yıllarınız da,demişsiniz ki,
-Birisi kurtarmalı artık bu ülkeyi,bu ulusu…
-(…)
-Bu kurtarıcı neden ben olmayayım…
Uzağı gördünüz uzağı.Uzgörülüsünüz.Göreme- seydiniz,nice olurdu ki ülkenin durumu,ulusun durumu…
Siz neler ettiğini bilir misiniz Galileo Galilei’ye ortak türdeş olduklarınızın? İnsanların,insanların Galileo’ya neler ettiğini bilir misiniz,duydunuz mu?
Bilimsel alanda insanlığa yön verecek,yol açacak,mutluluk getirecek bir buluş buluyor Galileo. Teleskop…Devrinin önde gelenlerini görmeye götürüyor teleskobunu Galileo.Teleskobun önüne geliyor devrin önde gelenleri.Bir baksalar,önlerindekini de görecekler, kendi önlerini de.Bakmazlar ama…Bakmadılar da.Olmayan hoşgörülerinin kendi başlarına,ileri gelirliklerine,üstünlüklerine zarar vereceğini düşündüler.
Sonunda aradıkları düşmanı buluyor devrin ileri gelenleri.Galileo Galilei…
Olmayan bilimselliğinizin sıfıra sayıldığını anladınız demek.Ya höşgörünüz? Düşünür görünüp,oya- lamayınız kendinizi.Hoşgörünüz sıfır…
İnsan olarak canım!...
Dünyanın anahtarına Allah’a Almanlar’ın eli ile teslim edeceğini söyleyen Adolf’un peşinden gitmedi mi sürü sürü sürü insanlar…Dünya nerde ama şimdi? Anahtarları nerde dünyanın? Adolf nerde,arkasındakiler nerde?
Yaradılışı paylaştığımız ortaklarımız,onların höşgörüleri nerde? Uzgörüleri kendilerine kalsın şimdilik.Hoşgörüleri nerede?
Ya,konağında kafayı çekip de sokaklarda tütüncü,içkici arayanlar? Cellatlara teslim ederlerken tütüncüleri,daha bulunamamış mıydı hoşgörü?
Onca tütüncüler öylesine hoşgörüsüzlüğe çarpılıp gitti ki hoşgörüsüzlerin!...Gençlik de insanlık da eriyip eriyip gitti bomboş kafaların ayakları altında.
Yenik düştü hoşgörü…
Genç Osman’ı tanır mısınız siz? Genç Osman’ı. 1618 yılında tahta çıkmış.Çıkmış da,
-İsterüüük!...İsterüüük!...
-(…)
-Padişahın kellesini isterüüük!...diye bağıran asker ocaklarının bozuk yapılarını düzeltmek istemiş. Padişahın işlerine karışmayan bir ordu kurmak istemiş. Harem’i kaldırıp,tek eşliliğe yönelmeyi istemiş.Kur’an’ı her okuyanın anlayabileceği bir dile çevirmek istemiş.
Sonuç: Ölüm…Katledilme…
Hoşgörü: Olmayan hoşgörü,çoktaaan ölmüştü o dönemde de ileri gelenlerde,uzgörülülerde,aklı yerinde- lerde.
Almanya’nın Adolf’undan söz etmiştik sanırım yazımızın bir yerlerinde.Dayanamamıştı Adolf’un evrensel hoşgörüsüzlüğüne Yahudiler.Prof. Ernest Hirsch de onlardan biriydi.
Atatürk,üniversitelerimizin kuruluşu, Darülfünun’un kapatılması işleri ile uğraşıyordu.Atatürk de,Türk Ulusu da kucak açtı o dönemde Hitler tarafından Almanya’dan kovulan bilim insanı Yahudiler’e.
Hoşgörüsünü de gösterdi Atatürk dünyaya,bili- nen uzgörürülülüğünün yanında...
Kaç Atatürk var ama evrende?...
Kendisine Ankara Hukuk Fakültesi’nde görev verilen Prof. Ernest Hirsch,öylesine sever ki Türkiye’yi de Türkler’i de,Enver Tandoğan Hirsch koyar oğlunun adını.
“Yıl 1945. Prof. Ernest Hirsch,Ticaret Hukuku Sınavı notlarını Dekanlığa vermiş.Kısa bir süre sonra dekan elinde bir kağıtla ve telaş içinde Hirsch’in odasına girer. Kağıdı sallamaktadır.
-Olmaaaz! Olamaaaz! deyip durmaktadır.
Bu geçmez not verdiğiniz kağıt, hangi öğrencinin sınav kağıdı biliyor musunuz?
-Hayır bilmiyorum. Benim için önemli olan, sınav kağıdıdır.
-Bu öğrenci Başbakan’ın (Saraçoğlu) oğludur. Notunu hemen 7’ye çıkarın!...
-Ben böyle şey yapamam!
Sonra?
Bir toplantı için Ankara Hukuk Fakültesi’ne gelir Başbakan. Prof. Hirsch’i tanır, şöyle der:
-Sayın Profesör, oğluma nasıl olması gerektiğini gösterdiğiniz için size teşekkür ederim. Sonbahardaki sınavda sizi hayal kırıklığına uğratmayacağından emin olabilirsiniz…” (Milliyet, 22 Aralık 2008)
Hoşgörü, bir yerlerde unutulmuş zavallı…
Uzgörü, ağzı olan herkeste, her devirde, her yerde…