NOEL İLE TANIŞMAK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: January 02, 2009, 11:02:14 AM
“Gelin tanış olalım,
İşi kolay kılalım…”
Önce bir öykücük:
245 yılında Fethiye kasabamızın birazcık ötesinde Patara kentinde yoksul mu yoksul bir aile yaşarmış. Evlilikten yana kaderleri kötü mü kötü olan üç kızı varmış bu ailenin. Düğün yapabilecek paraları olmadığı için evlenemiyormuş bu üç kızcağız.
Kızların gözlerinden dökülen yaşlar gibi sarsıla – döküle geçip gidiyormuş günleri. Mutsuz…
St. Nicholas, durumu öğrenir öğrenmez yardım etmek istemiş kızlarının evlendiremeyen aileye. Bir gece, bir kese dolusu altını pencereden içeriye atıp, kimselere görünmeden uzaklaşmış Nicholas.
Yoksul aile, çok sevinmiş bu beklenmeye güzelliğe. Mutlu olmaya başlamışlar. Nicholas, hediyesinin azlığına, aile de bu paranın üç kızın evliliğine yetmeyeceğine üzülüyormuş.
Yırtık büyük, yama küçük…
Bir süre sonra, bir kese altın daha atıvermiş pencereden içeriye Nicholas.
Ailenin artmaya başlamış mutluluğu.
Nicholas, bu paranın üç kızı evlendirmeye yetmeyeceğini düşünüp üzülüyormuş. Yoksul aile de öyle.
Üçüncü kez gittiğinde, pencerelerin kilitli olduğunu görmüş Nicholas. Ne yapsın? Bacadan atmış altın kesesini. Ocağın kıyısına, kuruması için asılmış olan çoraplardan birinin içine düşmüş altın kesesi.
Yoksulun yoksulu olan bu üç kız, evlenivermişler bu üç kese altınla. Mutlu olmuşlar, mutluluğu tatmışlar.
Mutlu olmak ne güzel!...
Siz tanır mısınız bu iyilikleri yapan St. Nicholas’ı?
Nicholas ölünce, Patara dolaylarında Kale bucağının yakınındaki tiyatronun bulunduğu yere gömülmüş. Ünü, ölümünden sonra da yaşatıyor Nicholas’ı.
Likya’ya gelen denizciler bir anlayış geliştirdiler kendi aralarında. Nicholas’ın lahdinin üzerinden dökülen şarap kemikleri ıslatıp mezarın altına süzüldükçe, bir yandan da şişelere dolduruldu.
Bu şarabın her derde deva olduğuna, gemicileri kazadan koruduğuna inanılır. Kutsaldır sizin anlayacağınız. Nicholas’ın kemiklerini yalayarak akan bu şarap, dünya nüfusunun büyük büyük çoğunluğunun gözünde kutsaldır. Uğruna ölünebilecek kadar kutsaldır.
Sizin- bizim kutsallarımız gibi… herkesin kendi kutsalı gibi…
1087 yılında Cenevizli korsanlar, St. Nicholas’ın mezarını açmışlar. İtalya’ya taşımışlar kemikleri. St. Nicholas’ın kemiklerinin bir kısmı Antalya Müzesi’nde sergilenmiş, gösterime sunulmuş.
İşte St. Nicholas’ın adı bu tarihten sonra Batı dünyasında yayılmış… Yayılmış… yayılmış… Yayıldıkça da ünü artmış…
Siz tanır mısınız bu St. Nicholas’ı?
Hem tanırsınız hem tanımazsınız.
Siz, Noel Baba’yı bilirsiniz de, St. Nicholas’ın Noel Baba olduğunu bilmezsiniz belki de.
İşte öğrendiniz, bildiniz, tanıdınız. St. Nicholas, Noel Baba’dır. Şu Hristiyan dünyasının Noel Baba’sı…
Gelelim tanışıklığımıza.
İnsan tek başına yaşayamaz. Toplum da öyle. Uluslar arası ilişkilerde bulunmalı toplumlar. Biz de öyle. Türk Ulusu da öyle.
Kendimizi dünyaya tanıtacağız…
Kendimiz dünyayı tanıyacağız…
Dünya, yerinden oynuyor her Noel’de. Her Noel, yerinden oynatıyor dünyayı. Yerinden ve derinden… Çünkü her Noel en yüce bir – iki değerinden biridir yerküre insanlığının büyük büyük kesiminin. Uğruna ölünebilecek bir değer…
Diyebildik mi ama biz dünya insanlığının bu büyük büyük kesimine,
-Sizin Noel Baba’nız, bizim Türkiyeli’mizdir ey insanlık!... Kemikleri, Antalya Müzesi’ndedir. Geliniz, görünüz!...
Kaç paradır bilir misiniz şu sözün değeri yeşil yeşil dolarlarla? Ha, bilir misiniz?
-Dünyalar kadar… Türkiye’yi tanıtmak için harcanan / harcanamayan dünyalarca dolarlar kadar.
Sözün özü:
-Noel kutlamaları inancımıza uygun mudur değil midir? tartışmaları sürdürülür durulur yıllarca. Yıllarca. Oysa biz, Noel Baba’nın Türkiyeli’liğini anlatmalıydık dünyaya, dünyaya tanınmak için. Kendimizi dünyaya tanıtmak için.
-Biz, herkesin kutsalına saygılıyız!... anlamını anlatmalıydık / anlatmalıyız dünyaya. Kendimizi tanıtmak için. Yeşil yeşil dolarlarca iş becerebilmiş olmak için.
Olmadı!...
Tanışmak, birincil sorunlarımızdan…