DÜNYALININ DÜNYASI By: Kenan Kalaycıoğlu Date: January 12, 2009, 11:05:43 AM
DÜNYALININ DÜNYASI
Dünya bir, işin bin…
İnsana söylenmiş besbelli. Bir tanecik dünyadaki bir tanecik insanın bile binlerce binlerce işi var.
Dünya bitse, iş bitmez…
Yaşam biter, iş bitmez…
İşi iş gibi görmeli ama, insanı insan gibi. “Dünya bir gemi, us (akıl) yelkeni, düşünce dümeni, kolla kendini göreyim seni!” demiş atalarımız. Bir benzetme işte.
Gemiyi yönlendirmek için yelken, insanı yönlendirmek için de us gerekli. Olmadı mı? Yönsüz kalır gemi de… İnsan da…
Kitle iletişim araçları böylesine yaygın değilken, beslenmenin ayrıntılarını da, derinliklerini de bilmiyordu insanlar. Bakınız şu atasözüne:
“Dünya yağlı bir kuyruktur, yiyebilene aşk olsun.” Öylesine çok, öylesine türlü kazanç yolları var ki şu yaşanası dünyada ama, yararlanabilene aşk olsun. Dünyadaki bu kazanç kuyruklarından yiyebilmesini becerebilenlere aşk olsun. Dünyanın mide bulandırıcı, bağırsak bozucu işleri, işin dışında elbette. Onurlu insanlar için canım!...
Sözümüz dünya üstüne…
Dünya güzel… Dünyada yaşamak güzel.
Dünya bol… Dünya geniş ama,
“Dünya bol olmuş neye yarar, pabuç dar olduktan sonra.” Anasından doğma kör insana göster gösterebildiğince kiraz çiçeklerini. Bembeyaz de… Masum beyaz de… Bütün renkler aynı derecede kirlenir ama, bembeyazı en kirli saymışlar de… De… De… De…
Tasasız baş var mıdır dersiniz insanlarda, dünyadaki şu sorunlar yumağı içerisinde? Kararmayınız hemencecik canım! Mutsuzlaşmayınız, umutsuzlaşmayınız. Bostan korkuluğunun başı ne diye duruyor sanki. İşte o, dertsiz baştır. Dertsiz başın müzedeki tek yapıtıdır. Dünya insanının şaşkınlıkla izlediği.
Kaldıralım karamsarlığı aradan.
Konumuz dünyalının dünyası üstüne.
“Dünya kırk kulplu kazan, bir kulpundan tut da kazan.” Bu dünyanın altı da üstü de herkes içindir ve herkese yeter. İnsanca paylaşıldıktan sonra. Kavgalık ne var ki canım, insan olduktan sonra.
Herkes dilediğini yapamıyor ki ama dünyada. Kiminin yeteneği yok, kiminin gücü. Kiminin organlarından eksiği var. Gücü olmadığı için yürüyemeyenlerin hiçbir isteği yok mu sanırsınız siz. Vardır vardır! Vardır da, gücü yoktur istediğini elde etmeye. Eh, boşuna dememiş atalarımız,
“Dünya geçten gence, dinçten dince…”
Hangimiz, hangi birimiz söylemedik ki şu dünyanın iki kapılı bir han olduğunu. Herkes kendi dilince.
“Dünya, iki kapılı bir handır…”
Şatıroğlu Veysel de öyle vurmadı mı sarıtelin böğrüne.
“İki kapılı bir handa,
Yürüyorum gündüz gece…”
En büyük gücü nedir sizce insanın? Bilek gücü! Tüfeğin icat olduğunu, mertliğin de böylece bozulduğunu söyledi ama Köroğlu, siz duymadınız demek ki. En güçlü yanı, yalancılığıdır insanın. Çünkü;
“Dünya tükenir, yalan tükenmez…”
Sıkıntılı yollara saptık. Enseler kararttık. Hoşluklara doğru yelken açalım biraz. Açalım…
“Dünyayı sel bassa, ördeğe vız gelir.” Hay ayaklarına sağlık senin ördek. Parmakların arasındaki perdelerine sağlık. Bize de ver ama biraz, biraz olsun huyundan – suyundan. Biz hep keçi olduk, keçi olduk ilkelerimiz için. İnatçı keçi…
Ah bir ördek ol-say-dım…
Filistinli çocukları öldürürken İsrail askerleri, televizyon kanalının birinde Allah’a havale ediyordu Yahudileri Arap’ın en akıllısı (!) diğer televizyon kanalında.
Ah bir ördek ol-say-dım…
Olsaydım, elinden düşmeyecekti yemek kaşığı, bu haberleri izlerken…
Ördek olmak…
Ya da insan olmak bu dünyada… İnsan olmak…
Umutlarımızı yitirmeyelim ama. Umutları boyunca yaşıyor çünkü insan. Beyaz… Kara… Sarı…
“Dünyayı umutla yemişler…” diyor atalarımız. Öyle ya! Umut olmadıkça n’eyler insan. Kendini yer. Kendini yer.
İyi ki şu,
“Dünya ölümlü, gün akşamlı.” sözünü etmişler. Biz de, biz de atalarımız gibi düşünüyoruz. İyi ki dünya ölümlü… İyi ki gün akşamlı… Yoksa niyeti mi olurdu şu 105 yaşında bastonla da olsa yürüyebilen köftehorun ölmeye. “Yeter yaşadığım!” demeye.
İyi ki varsın ölüm!
Hangi ekonomik grubun, hangi siyasi partinin, hangi sivil örgütün başı olursanız olun… Ve hatta, hatta hangi dairede eşi benzeri bulunmaz şube müdürü olursanız olun, biliniz ki,
“Dünya Süleyman’a bile kalmamış…”
O Süleyman, “Kahpe dünya!” der her halde bu işe.