TAŞ ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: January 19, 2009, 09:45:41 AM
TAŞ ÜSTÜNE
Varsın yaş yaşlığınca kalsın, taş taşlığınca. Kendinize bakınız siz. Kendinize bakınız da, yukarıda güneş var diye sakın taşa oturmayınız. Taş taştır… Demişler ki;
Yazın yaşa, kışın taşa oturma!
Bağırsaklarından vurur insanı kışın taşı. Bağırsaklarından, ayaklarından, böbreklerinden. En iyisi, siz uzak durun kışın taşından.
Karamsarlığa da kapılmayınız ama insanlardan yana. Taş gibi değil ya canım bütün insanlar… Taş olanı var insanın, toprak olanı var. Taş olanında bir filizlik insanlık bitmez ama, yeşerir durur boy boy, uzar gider toprak olanında insanlık. Uzar gider. Öyleyse,
Size taş atana ekmek atınız siz. Ekmek atınız…
Kimi taşa taş demek bile haksızlık sayılır. Kayadır kaya… Sert kaya… Kimisi de biraz sertidir sanki toprağın. İlkeli insan gibi…
Taş… Yaşamımızın içinde. Yaşamımızın kendisi taş. Hiç onsuz olur mu?
Taş taş üstünde olur ama, ev ev üstünde olmaz. Elbette. Ev yapmak mı istiyorsunuz? Duvar yapacaksınız önce. Taş taş üstüne duvar, duvarlardan ev. Hiçbir sakıncası yok. Ev yapmayınız ama sakın ev üstüne. Çekemez ki ilk ev ikinci evin ağırlığını. Açalım.
Haziran ayı arefesinde plan yapmaktasınız yaz dinlenmeniz için. Yönünüz İzmir’e ama, kalacak yeriniz yok İzmir’de. Paranız da kıt. Ne olacak şimdi? Görümceniz mi? Bir gün, iki gün kalabilirsiniz en çok. Sakın sakın ev kurmaya çalışmayınız ev üstüne. Çökertirsiniz ilk evi.
Taşı sıksa, suyunu çıkarır kimi insanlar ama… Çıkarmazlar işte. Canını çıkarmayı yeğlerler kimi insanların. Sömürür, sömürür, sömürürler…
Siz kesinlikle böyle değilsiniz de, taşı sıksa suyunu çıkarır ama o, taşı değil de yakınlarının canını sıkıp duruyor mu diyorlar… Varsın desinler canım, varsın desinler. Siz öyle değilsiniz ya! Anlayamamışlar sizi. Ne demişler,
Meyve veren ağacı taşlarlar…
Siz, meyve veren ağaçlarca üretkensiniz. Şaşmayınız yolunuzdan.
Siz siz olun, kimsenin sözünü kimseye taşımayın. Sakın taşımayın. Hem ayıp, hem gereksiz. Hem anlamsız.
Taş taşıyan olun ama, laf taşıyan olmayın sakın. Laf taşıyan olmayınız ki zayıflatmayasınız insanlığınızı.
Hem, bela getirir böyle davranışlar. İş açar insanın başına iş. Eğer kendinizi tutamayıp da soyunursanız böyle bir ustalığa, çelikten bir başlık geçiriniz başınıza.
Taşlarsan deliyi, başına kapla çeliği…
Sakın ha! Sakın ha!
Taş başına!... Taş başına… âhı almayınız kimseciklerden. Almayınız sakın. Tutar bir garibin âhı sizi, tutar mı tutar…
İnsanoğlu insanın, insan yüreği taşıyan insan soyusunuz ya siz, taşı başa, başı taşa vurmayınız. Vurmayınız, ikisine de yazıktır.
Taşı taşa, başı başa vururlar…
İnsan, esnek olmalı. Katılıklardan uzak olmalı insanoğlu insan. Eğilebilmeli bir yana. Rüzgâr ne yandan eserse… türünden eğilmeler değil ama, eğilebilmeli insan. Esneyebilmeli, esnek olmalı. Olmadı mı?
Taş yürekli… Taş kalpli…
Taşçı eşeği gibi çalışmalı insan. İnsan olan insan… Taşçı eşeği gibi akşamlara değin çalışmalı ki düşmesin eline alçakların. Düşmesin işte.
Deliden yardım umduğunuz oldu mu hiç? Umar mısınız ya da darda kalsanız? Yanıt vermeyiniz hemen. Düşününüz. Taş ne kadar ıslanırsa, deli de o kadar uslanır. Unutmayınız… Koruyunuz, hem kendinizi hem insanlığı. Deliyi de korumuş olursunuz.
Atatürk’ün vatan yaptığı topraklarla vatanlanıp da, başkalarının eteklerine tutunanlar gördük / görmekteyiz. Ne yapmalıyız ama? Ne yapacağız canım!
Taş gibi donduk kaldık!...
Atatürk’ü gündeme getirmişken, oturtun taşı gediğine. Oturtun taşı gediğine gediğine.
Bizi biz yapan, Atatürk’ümüzdür! deyin…
Kimileri var, çıkmıyor işte kendilerinden bir gramcık insaf. Çıkmıyor işte. Önüne konan yemeği, gözleri kapalı yiyor bunlar.
Taştan yağ çıkar, ondan çıkmaz! derler ya! İşte öyle… İnsaf duyguları körelmiştir. Kedileşmiştirler…
Üzülmeyiniz! Üzülmeyiniz ama! Yel taştan (kayadan) ne koparır ki onlar Atatürkçülük’ten koparsınlar.
Taş gibi sapasağlam duruyor yüreklerde Atatürk…