Arşiv Anasayfa "A" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
ACI ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: January 29, 2009, 12:07:22 PM
    İnsana özgü olan gözlükle baktığınızda, kesinlikle yok sayamayacağınız bir kavram var insan yaşamında. Kesinlikle yok sayamayacağınız bir kavram:Acı…
    Hiçbir insanı yoksun tutamazsınız bu kavramın içeriğini dolduran anlamdan yana. Kara derili, çekik gözlü, sarışın saçlı…
    Sizce en büyüğü nedir acıların? Biz söyleyelim sizin yerinize, kalem elimizdeyken. Yaşadığınız acıların en büyüğü. Evet evet… Sizin yaşadığınız acıların en büyüğü, şimdilik en büyük acıdır sizin için. Biz öyle olmasını kesinlikle dilemeyiz ama, bir başka acınız geçince birincinin yerine, kim bilir belki de o acınız olacaktır acılarınızın en büyüğü.
    İşte belki de bu yüzden Seneca diyor ki,
   -Acısız geçen gün yoktur…
    Daha bir ayı bile geçmemiştir sanıyoruz. Gazetede bir haber: Danimarkalılar sıkılıyorlarmış. Yaşamlarında bir terslik, bir olumsuzluk, heyecan yaratacak bir durum olmadığı için… Kavga-gürültü yok. Trafik kazası yok. Cinayet yok. Soygun yok. Rüşvet yok. Sıkılıyorlarmış bu yüzden.
    Bu paragraftaki haberle birlikte biz, yalancı mı çıkardık şimdi Seneca’yı. Demiş ya,
   “Acısız gün yoktur…”
    Pek doğru. İşte, heyecan verici bir şeyin olmayışı bir acı değil mi o insanlar için.
    Cicero bir başka açıdan bakıyor acıya. Öyle ya, herkesin bakış açısı kendince. “Kısa süren her acıya, ne denli büyük olsa da katlanılabilir…” Cicero’nun  görüşüne katılmayanlar parmak kaldırsın lütfen. Sağınıza baktınız, solunuza baktınız, kendinize baktınız. Parmak yok.
    Siz, “Tatlı” diye bildiğiniz şeylerin aslında ne olduklarını düşündünüz mü hiç? Düşünmediniz. Düşünseydiniz bilirdiniz çünkü. Katılırdınız siz de Aeskhylos’un görüşüne.
   “Tatlı şeyler, sonu iyi biten acılardır…”
    Hiçbir sözümüz, hiçbir yorumumuz yok Pollok’un sözü üzerine. Söz de sizin, yorum da size bırakılmış.
   “Dünkü acılarımız, bugünkü sevinçlerimizin kaynağıdır…”
    Bir görüş de bizden, atalarımızdan. Ne acılar, ne acılar çektiğini anlata anlata bitiremeyenler için söylenmiş sanki.
   “Acı, acıyı bastırır…”
    Biraz  somutlaştıralım isterseniz, kavramsallıktan kurtaralım konumuzu. Güncel olsun, nesnel olsun. Cervantes’ten alıyoruz destekleyici sözümüzü:
   “Bütün acılara dayanılır, yeter ki ekmeğin olsun.”
    Doğru doğru, dosdoğru. Ekmek olmadı mı fena. Çok çok fena.
    Siz, denize çivileme atlamasını bilir misiniz? Atladınız mı hiç çivileme? Dünyanın zevklerine öylesine atlayanlar var. Gün gün de artıyor nedense sayıları. Balzac diyor ki onlara yönelik olarak,
   “Dünya zevkleri, acıdan başka bir şey doğurmaz.”
    Ölümün acısından söz etmek için mi sözümüzün bitimini bekliyorsunuz? Söz sizde, söyleyiniz. Ölüm acısından söz etmeyiniz sakın ama. Ölüm acısı da ne demek? Acı mı duyarmış sanki ölen insan? İşte belki de bu düşünceye dayandırarak diyor ki Napoleon,
   “Acı çekmek, ölümden daha çok cesaret ister…”
    Sinmesini bilebiliyorsa acılarınız, uysal insan gibi, yumuşak huylu insan gibi ise sizin acılarınız, kesinlikle katılacaksınız Seneca’nın görüşüne. Kesinlikle.
   “Sinmek bilen acılar, hafif acılardır…”
    Şimdi size bir söz, acı üstüne bir söz. Toplanınız ama, sıkı durunuz, sımsıkı durunuz. Tutunuz yüreğinizi; uçmasın, kırılmasın… F. Garcia Lorea’dan:
   “İçiniz kor gibi yanarken susmak, acıların en beteridir…” Lorea’ya saygısızlık etmteden bir kez de bizden:
    Ennn beteridir…
    Çinli, ünlü düşünür Konfiçyüs’le bitirelim acı üstüne sözümüzü:
   “Elmas nasıl yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz…”
    Demek ki biraz da acılarıymış insanoğlunu olgunlaştıran.
    Acı çekmeden olgunlaşmalar…