Arşiv Anasayfa "E" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
ELYAZISINA AĞIT By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 12, 2009, 12:06:12 PM
 Başlık, bizim buluşumuz değil…
    Ulusal gazetelerimizin kimileri, kitap tanıtım eki verirler ara ara. Yazımızın başlığı, o eklerin birinden. Diyor ki yazıda:
   “Elyazısının titizlikle, (yaşamsal) bir donanım gibi öğretildiği, orta parmaklarının ikinci boğumundaki basıklığın yıllarca sinmediği son kuşak orta yaşa yaklaştı. Güzel yazı defterlerinin dar çizgilerine harfleri taşırmadan yerleştirmek, mürekkebe bulaşmış ellerimizi beyaz kağıda değdirmeden harfleri biribirine bağlamaya çalışmak, ince uçlu dolmakalemleri yeni birer oyuncak gibi keşfetmek zevkini bugünün çocukları tadamıyor.”
    Bizce de, bizce de öyle pek sayın yazar. Siz, bir güzelliğin yittiğinden mi söz ediyorsunuz yoksa? Güzelliklerin yitişi üzüyor mu sizi yoksa?
    Bu yazının yer aldığı kitap ekini veren gazetenize bakalım bir yol da. Gazetenizin kültüre bakışına bakalım bir yol da.
    Batı dünyasında, çağdaş dünyada elyazısı yazamayan insanlara, “eksik insan” gözü ile bakıldığını biliyoruz. Ne yaptınız ama siz insanımızın o kültür düzeyine erişebilmesi için? Çocuklarımızın, gençlerimizin, yetişkin insanlarımızın pırıl pırıl bir elyazısına kavuşabilmeleri için. O elyazısı kültürüne kavuşabilmemiz için katkınız ne oldu?
    Söyler misiniz?
    Kola içme kültürünü üstünlük(!) sayma kültüründen(!), o kolayı içerken, (Affedersiniz) geğirme kültürüne erişmeden başka…
    Güzel bir elyazısınıa, sanatsal bir elyazısına ulaşmak için ne yapıldığını, o yapılanlara katkı için sizin ne yaptığınızı/yapmadığınızı da söyler misiniz?
    Duvarında Atatürk’ün bir resminin bile neden bulunmadığını soran gazeteciye büyükelçinin,
   -Ne Atatürk’ü? Aşalım bunları artık!... diyen anlayışla mı insanımıza sanatsal değeri olan bir elyazısı kazandırılabilirdi?...
   “Gündelik (yaşamda) kalemin ve elle yazmanın tamamen işlevini yitirdiği zamanlara henüz ulaşamadık.” diyor  aynı yazının devamında.
    Bizce de öyle… Biz de katılıyoruz bu saptamanıza.
    Öylesine bir tüketim anlayışı yerleştirildi ki belleğimize, öylesine bir üretmeden tüketen insan tipi oluştu ki nasıl olduysak, iki kilogram ağırlığında bir cep telefonu poşetini alabilmek için,  Tokat Ovası’nda iki treyler dolusu kuru soğan üretebilme işinden fırsat bulamadı ki insanımız, elyazısı yazabilmeyi öğrensin. Elyazısı yazabilmenin sanatsal bir anlayış olduğunu anlayabilsin insanımız. Olmadı işte…
   “…klavyenin “F” mi yoksa “Q” mu olması gerektiğinden… dem vuruyoruz…” diye sürdürüyor yazısını sayın yazar.
    Bizce de öyle… Bizce de öyle sayın yazar…
    Sizinle aynı basın dünyasında yaşayan bir ulusal gazetemizin haberine göre, sınıfta açlıktan bayılmış öğrenci… Hani sizin, klavye seçimine karar veremediğinden bayıldığını sandığınız(!) o öğrenci. Açlıktan bayılmış sınıfta sayın yazar, açlıktan…
    Zor, oyunu bozar…
    Zor, oyunu bozar… demiş sizin de bizim de atamız olan atalarımız. Açlıktan bayılan öğrencinin önündeki(!) bilgisayarın klavyesini mi merak ediyorsunuz siz? Yapmayınız sayın yazar!...

   “…Antik Çağ’dan bugüne elyazısının ve onun kutsal ritüellerinin tarihini eşelerken, at sırtında yazı yazdıran Sezar’a uzanan…”
    Bizce de öyle… Bizce de öyle sayın yazar!...
    Kimileri, Antik Çağ’dan beri yürekten bağlı kalıyor atalarının yaptıklarına… Kimileri de 80 yıldır bir türlü içine sindiremedi Cumhuriyet’le  birlikte Yeni Türk Abecesi’ne geçilmesini.  Cumhuriyet’i bile…
    Peki ama, sanatsal bir yazı biçimi alışkanlığı nasıl nasıl yerleştirilecek kendisi olmaktan başka, başkaları olma hayranlığına kapılmış genç beyinlere?
    Bu, bilimsel bir kültür anlayışı işidir.  Kimilerinin bilemediği, kimilerinin benimseyemediğ