ALANLARA KONUŞMAK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 16, 2009, 01:58:12 PM
Dilin dil olma olanaklarını kullanarak olay, durum, bilgi, istek, düşünce, duygu… ları sözlü olarak anlatmaya konuşma deniliyor ama,
Ağzı olan konuşuyor…
Konuşmada temel olan, anlatmak istediğini doğruca anlatabilmektir.Sözle anlatabilmektir.Dil olmadan anlatımın söz konusu olamayacağı gibi, çizgi dışı olan konuşma da anlatım sayılmaz. Uygar anlatım sayılmaz. Açıkçası, rastgele sesler çıkarmak,konuşmak değildir.
Dili az çok bilen herkes konuşabilir. Üç yaşındaki çocuklar bile konuşabiliyorlar. Sağlıkları yerinde olsun yeter ki. Ses yolu sağlığı yerinde olsun yeter ki…
Yetmiyor ama,ses yolu sağlığının yerinde olması
yetmiyor sağlıklı konuşmaya.Sağlığın bir bütün olarak
yerinde olması gerekiyor, sağlıklı konuşabilmek için.
Yoksa?...Bakınız çevrenize canım!...
Ağzı olan konuşuyor…
Dinlediklerinizden hangilerini can kulağı ile,özen
ile dinlediğinize dikkat ettiniz mi hiç? Her konuşmacı açık, etkili,ölçülü, uyumlu, içten,uygar, insancıl ….
olabiliyor mu sizin de dinlediğiniz konuşmalarında? Ya
kaç sözcükle konuşabiliyor sizin bütün özeninizle
dinlediğiniz konuşmacı? Yoksa siz, konuştuğunu sananların seslerini dinlemekle mi yetiniyorsunuz…Öyle
ya, yapısında kemiği olan dil yok ki…
Anlatılmak istenenin doğru, açık ve etkili olarak
insanda sevgi ile dinleme isteği oluşturacak biçimde
anlatılmasına uygar dünya, “güzel konuşma” diyor.Ama,
Ağzı olan konuşuyor…
Üstteki tümcenin anlattığı konuşanın durumuna düşmemek için, bir gereksinmeye dayanmalı knuşulan konu. Var’a yoğ(k)a konuşmak demiş atalarımız böylesi konuşmalara. Sonra, dilin kurallarına uygun olmalı konuşma biçimi. Hoş, dinleyen bilmiyorsa dilin kurallarını, uyur-uyanır gene dinler… dinler…
Eski okul müdürü.
Diliniz aşkına olsun söyler misiniz eski olan okul mudur, müdür müdür? İşte size dil kullanımı…
Gelenler gelmişler, gelip doldurmuşlar ya alanları konuş konuşabildiğince… Öyle değil, öyle değil ama. Azı karar çoğu zarar. Konuya göre ayarlanmalı zaman. Bunaltmamalı dinleyeni de konuşanı da. Konuşmaktan bunalanların yaşadıkları zavallılıkları alanlarda görüyor görebilenler.
Ağzı olan konuşuyor ama…
Konuşuyor ama, ya sözcük seçimi? Öyle demek istememiştim de, ben şöyle demek istemiştim de, ben anlaşılamadım da… Da… Da… Da…
Sözcük seçiminin önemsenmediği durumların sonucudur bu tatsızlıklar. Ama her zaman tatsızlıkla sonuçlansa… Mahkemelere de, belalara da götürüyor konuşmacıyı sözcük seçimsizliği.
Kullandığı bir sözcük yüzünden işinden-eşinden-kafasından olanları bilir alanları dolduran bu kalabalıklar. Bülbülün çektiğinin, dili belası olduğunu.
Mantıksız konuşma, gevezelik çizgisinin de altındadır. Kaçınınız öyleyse mantığa aykırı konuşmadan ey konuşmacılar!...
Gerçeklik de öyle, doğruluk da. Mantıklı konuşmak gibi yani. Yaşamınız boyunca yalanınızı izlemek istemiyorsanız, kaçınınız yalan söylemekten. Ya bir ortaya çıkarsa yalanınız? Yediniz demektir “Yalancı” damgasını. Affı da yok, aklanması da yok.
Bir uyum olsun, bir uyum olsun konuşmanızda, konuşmanızı dinletecek olan çeketinizle gömleğinizin uyumu gibi, çorabınızla ayakkabınızın, pantolonunuzun uyumu gibi. Sevdiği bir müzik parçasını dinliyormuş gibi olsun sizi dinleyenler. İşkence olur yoksa konuşmanız.
Ağzı olan konuşuyor ama…
Bir sosyal ölçünüz de sindirilmiş olsun konuşmanıza. Korkmayınız, bu sosyal ölçü küçültmez sizi. Kime seslendiğinizi unutmayınız.
Veeee….
Sesiniz tükense de, sakın elinizden bırakmayınız saygıyı. Boncuk boncuk dökülürken dudaklarınızdan sözcükleriniz, edep dediğiniz kavram ne ise, sımsıkı yakalasın onu elleriniz, sımsıkı…
Arkanızdaki kuşaklar, sizi örnek alıyor çünkü. Yüzyıllardır, binyıllardır…
Sonuç?...