Arşiv Anasayfa "A" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
AYNAMIZDAKİ GÖRÜNTÜMÜZ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 17, 2009, 10:08:39 AM
 Kişinin kendisini tanıması-bilmesi,en büyüğüdür erdemlerin.En yücesidir.
 Bir fıkra :
 Vaktiyle Çinli bir köylü bir şeyler alabilmek için yaşamında ilk kez kente gidiyormuş.Bir istekte bulunmuş kendisinden karısı.
-Bana bir tarak alıver lütfen ama,anımsayabilir misin,unutur musun yoksa ?
-Nasıl bir şeydir senin bu tarak dediğin nesne hanım ?
 Kadın, tarak denilen nesneyi kocasına belletebil- menin yolunu aramış belleğinde bir şimşek çakımı süresinde.Gökte hilâl biçimindeki aydedeye takılmış gözleri kadının.
-Çok basit  çok!.. Bak, gökteki ayın hilâl biçimine…Hilâli görünce anımsarsın.
 Az gitmiş uz gitmiş, on günlük bir yol gitmiş Çinli köylü.Alacaklarını alabilmek için, 2-3 gün de oyalanmış kentte Çinli.Tam köyüne döneceği sırada, karısının kendinden bir şey istediğini anımsamış.Anımsa- mış ama, acaba ne idi ?
 Düşünmek için gökteki yıldızlara diker ya gözlerini kimileri,Çinli köylü de öyle yapmış.Başını dik tutup da gözlerini dikince yıldızlara, hilâli görmüş. Hilâli görünce aklı da çözülmüş ve karısının tarak istediğini anımsayıvermiş.
 Çinli köylü az gelmiş uz gelmiş,on  günlük bir dönüş yolculuğundan sonra evine gelmiş.Görevini yapmış olan koca mutluluğu ile karısına vermiş aynayı.
 Kendisinden tarak istemiş olan hanımına,yaşamı boyunca hiç görmediği aynayı vermiş Çinli köylü. Görevini dört dörtlük yapmış olan bir koca edâsı ile.
 Aynaya bakıp da aynada bir kadın gören hanımı çığlık çığlığa,
-Anneeee!... Anneciğimmm!... Bizimki ilk kez kente gitti ya, benden çok daha güzel bir kız alıp geldi kentten.Al !... Bak!... Sen de gör istersen.Nedir bu başıma gelen.
 Anne de eline alıp, bakmış aynaya .
-Üzülmene hiç gerek yok be kızım! Hiç merak etme.Senden çok daha ihtiyar birisini alıp gelmiş kocan...
 Saksağanı da tanırsınız siz, saksağan üzerine kurgulanmış kıssayı da bilirsiniz.Dam üstünde saksağan..
 Öyle mi oldu dersiniz bizim Çinli ile ilgili fıkramız? Açalım :
 E kardeşim, Tanzimat’ın öngününden beri Avrupalıyız biz.Öyleyiz de, ne diye bekletirsiniz bizi Avrupa Birliği kapılarında.Takmadığınız kulplar da kalmadı hani en dümdüz yerlerimize.
 Kaşınız şöyle…
 Kaburganız böyle…
 Bakışınız aha n’öyle…
 Duruşunuz…
 Almıyorlar…Kimileri “Alacaklar! “ diyorlar, kimileri de “ Nah alacaklar! “ diyorlar içerden…
 İçerden yar, içerden…
 Onlar,ayna tutup duruyorlar bize dışardan. Avrupalılar…Avrupa Birliği’nden olanlar.Ayna tutup duruyorlar.
 Şimdi,aynanın mucidini bulup da ona mı soracağız yani,
-Avrupalıların bize tuttukları aynada biz mi görünür oluruz,Avrupalılar mı? Ha, söyle !
 Bilebilir mi dersiniz ? Aynayı bulan bulabilir mi aynada kimin görüntüsünün olabileceğini ?
 O şimdi yok ki…Yaşamıyor ki aynayı bulan… Ondan sonrakiler zaten akıldan yana ayna…
Avrupa Birliği bize tutuyor aynayı,yorumlayama- dığımız için bizim olan görüntüyü,basıyor nay nay!...
 Aynayı suçlayanlar da çıkıyor arada sırada, basamak eklemek için akademik basamaklarına.Oysa ünlü bir sözümüz var aynalarımız üstüne.Bilmiyorlar besbelli.
 Aynalar seni çirkin gösteriyorsa , aynalara kızma!... Kızma!...
Onca söz ettik ya  aynalar üstüne, taaa Çin’den Maçin’den dolandırdık getirdik sözü, şimdi artık bakıp bakıp  saçını tarayanlar da görünecektir aynalarda.
 Ayna ayna, söyle bana…
 Yaaa! İki söz, öze getiriyor gördüğünüz gibi,açık gözleriyle göremeyenleri.
Ya yaylanın yolu,ya Avrupa yolu…
Yaklaştıralım şu sözünü ettiğimiz aynayı. Görelim, bakalım, yakınlaştıralım.Aynayı tutan aynı ayna aynı,aynada görünen aynı,baştaki değişiyor ara ara…
Kavuk…
Sarık…
Takke…
Serpuş…
Şapka…
Aynadaki kafamızı örtenler değişse de ara ara, kafamız hep aynı kafa…
Aynı kafa…