Arşiv Anasayfa "Y" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
YIKAN YALAN By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 25, 2009, 08:53:06 AM
YIKAN  YALAN


 Bütün yalanlar yıkıcıdır…
“(…) Bu çocukların çoğunun cephede babaları, kardeşleri, akrabaları vardır. Onların kahramanlıkları ile ilgili olaylar anlatırlar, kendilerine bir övünme payı çıkarırlardı.Hele, hristiyan çocukları ile konuşurken…
 Babası, kardeşi hakkında kahramanlık öyküsü olmayanlar pek azdı. Ben de onlardandım… Topal bir hastane hademesinin hangi kahramanlığı ile nasıl övünebilirdim ki…
 Babam, topal ve hastanenin hademesiydi.
 Babamın, çocuklara övünerek anlatabileceğim bir kahramanlık öyküsünün olmayışının verdiği acı, beni yalancılığa sürükledi.
 Ölmekte olan bir askerin babama verdiği ve babamın eve getirerek çekmeceye koyduğu çakıyı, yüzü- ğü, cüzdanı cebime koydum.
 Hastanede ölen genç gönüllünün başından geçenleri babama mal etmiştim. İnanılacak biçime getirmek için de biraz değiştirmiştim öyküyü.
 Ölen gönüllünün savaş öyküsünü övünerek anlatıyordum çocuklara,babamın öyküsü diye.İnanma- yanlara da resimli cüzdanı, çakıyı, yüzüğü gösteriyordum, övünüyordum.
Benim bu uydurma öykülerim,iyice yayılmıştı çevreye. Bizim askerlerimiz de duymuştu anlatılanları, gavurlar da…
Ordumuz bozulmuş… Ordumuz geri çekiliyordu...
Bir akşam, sorguya çekti beni düşman subayları. Babamın gavur askerlerini öldürdüğünü… sorup sorup durdular bana.
 İnkar ettim…
 Yalan! dedim…
 Oysa, asıl yalanı ben çoktan söylemiştim…
 Düşman askerlerinden biri kolumdan tutup, soka- ğa attı beni. Çok korkuyordum…
 Sonradan anlattılar. Babamı elleri kelepçeli olduğu halde, süngülü askerler arasında kasabadan çıkarmışlar. Bastonu elinde olmadığından, topal bacağı ile arkadaşlarına yetişemiyormuş babam. Geri kaldıkça da, süngü ile dürtüklüyormuş düşman askerleri babamı. Babamın gözleri hep yol kenarındaki çocuklardaymış. Hep, o çocuklara bakıyormuş babam. Besbelli ki, o çocuklar arasında son bir kez olsun beni görmek istiyormuş babam.
 O akşam babamı, kurşuna dizmişler…
 Babamı, babamla övünmem için uydurduğum yalan yüzünden kurşuna dizmişler…”
 Okuduğunuz öykü, Reşat Nuri Güntekin’den. Hani şu, kendi adından daha ünlü olan Çalıkuşu romanının yazarı olan Reşat Nuri’den. Leyla İle Mecnun adlı yapıtından.
 Çocuğun, babasını öldüren yalanı…
 Öyledir…
 Yalanlar da öyledir, yersiz ve zamansız söylenen sözler de öyledir. İş açarlar insanın başına iş. Hem de ne iş… Kimi işinden olur insanın, kimi aşından, kimisi de başından… Dili yüzünden canım! Dilinin ettiği iki söz yüzünden.
 Kim, ne bekler yalanından bilinmez. Herkesin beklentisi kendine.
 Ah öyle olsa!... Öyle olsa ah!...
 Hep birlikte okuduk geçenlerde gazetelerde. Dünya ile birlikte okuduk. Kıbrıs’ta savaşırken bizim tiyatrocu delikanlı, on yüz milyoncuk Rum askerini öldürdüğünü söylemiş ya… Alnından vurarak… Dünyayı da, kendisini de inandıramamış yalanına ama, belli ki böyle bir yalanı bekleyenler de varmış dünyada. Onların ekmeğine yağ sürdü. Ne kötü bir tanıtımını yaptı dünyaya ekmeğini yediği ülkesinin… Alkışını aldığı, sevgisini aldığı insanının.
 Yalnızca kendimizi değil, ülkemizi de sıkıntıya sokabiliyor demek ki yalanımız. Yıllaaaar öncesinden bilmeliydik bunun böyle olacağını ama, o zamanlar böylesine gelişmemişti ki bilim…
 Bilim, gelişmekte geç kalmış demek ki. Yazık! Yalanımız, bilimimizden hızlı gelişiyor. Gelişiyor da, bize zarar veriyor.