GÖRÜNTÜ VAR SES YOK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 25, 2009, 08:55:29 AM
GÖRÜNTÜ VAR SES YOK
İlkel günleri idi televizyonumuzun.Siyah-beyaz… Yayınlar çoğunlukla paket yayın.Yürek ister,güç ister canlı yayına.Ya anten ? Çatıdan, mahalleye ünlenir gibi ünlenmekte balkondaki kız kardeşine, hanımına delikanlı.
-Görüntü nasıl?
-Görüntü var, ses yok !
“Biz getirdik bu ülkeye televizyonu,biz getirdik.” diyenlerin de elbette hakkı var ama,televizyonu üreten gelişmiş teknolojilerin pazar araştırma şirketlerinin payını da unutmamak gerek.
Geçelim bunları.
Çoook sular aktı çünkü köprülerin altından…
Çoook köprüler yapıldı çünkü, “kuru dere” lerin üstüne…
Geldik bu güne.
Hemen söylemeyeceğiz de meraklandıracağız sizi biraz.Bu günümüzün neresine kalem değdireceğimizi merak etmeniz için ağırdan ağırdan gelecek adımımız, (Pardon! ) kalemimiz.
-Görünüşü yerinde ama,satış yapamıyor ! derdik kimi kızlar için lise yıllarımızda.Öyle idi öyle.Güzel mi güzel kız ama, pısırık mı pısırık … Donuk mu donuk… Duru mu duru…
Canlan biraz, çalkalan biraz be kardeşim !...
Geçelim bunları.
Bireyci yaklaşımlar bunlar.
Genel görünümlere bakalım.
Görünüm iyi.Görünüm hem asri, hem uygar,hem çağdaş, hem medeni, hem…
Traş,çeket,gömlek,pantolon,ayakkabı,ütü,etek,bluz… Görünüm iyi.Görünüm uygar.
İnsan,eksikleri tamamlandığında ancak olabiliyor insan.Hangi eksikleri ama ? Onca yanı var,onca yönü var insanın.Bir eksiği, insan olmasının eksiği.Tamamlamak gerek o eksiğini insanın.İnsan olabilmesi için.İnsanın görünümü bunlardan biri.Görüntüledik işte bu yanını,bu yönünü insanın : traş…çeket…bluz…gömlek…kravat…
Yetmez ki ama…
Yetmiyor ki ama…Bir yanı daha var insanın, tamamlanması gereken.Sesle görüntü gibi.
Hani o, televizyon dünyamızın ilk yılları gibi !
-Görüntü vaaaar! Ses yooook !... İlk yılları aştık geldik.Denizleri,coşkunlukları,akarsuları aştık geldik!...
-Yürü ama!...
-Yoook!..
-E hadi ama!...
-Dil vaaaar, dudakkk yokkk!
Kimilerine göre eksiksiz,kimilerine göre doyumsuz olsa da görünüm,insan etmiyor işte insanı. Etmiyor yazık ki ! İnsan gibi gösteriyor da…
E, ama ne yapmalı yani ?
Eksik,bilinen eksik.Yüzyıllar boyunca süren eksik.Bilenemeyen ,bilinmek istenmeyen eksiklik. Eksikliği,bir somun ekmeğin eksikliğinden sonra gelen eksiklik.
Görünüşün içini doldurmak!...
Evet evet! İçi doldurulmalı bu çeketin,kravatın, eteğin,bluzun…taşıdığı kafanın içi doldurulmalı.İçine de insanca bir düzen verilmeli o düzenli görünüşün.Ve insan,ancak öyle insan olunabilindiğini bilmeli kendi bilinciyle.Kimseler öğretmeden,kimseler aşılamadan…
Peki ama nasıl?
Atomun hareketince çalışılmalı.Atom şaşırıp şaşırıp da saçını başını yolmalı “Bu nasıl çalışmadır!” diye .Bilim üzerinde ,bilimden yana.
Yoksa?
Bir uykudur ki yaşamak,bir yaşam sürer.Kimileri dört nala uçar gider yeni yeni dünyalara,kimileri toz duman içinde yılgın yılgın bakakalır dört nala uçuşan nallara.
Yaşam,zaten bir yolculuk.