Arşiv Anasayfa "D" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
DÜNDEN GÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 25, 2009, 12:54:02 PM
“Bir gün,akşam yemeğinden sonra idi.Aksaray’ daki evimde yaşlı bir kişinin beni görmek istediğini söylediler.” Buyursunlar!” dedim.Gözlüğünün altından gergin bakışlarını bana dikerek:
-Affedersiniz…Siz o sunuz değil mi?
-Kim?
-Yazar…
-Evet…
 Siz geçen gün dünyanın yuvarlaklığını kanıtlama yolunda küçük bir makale yazmışsınız.
-Olabilir.
-Okudum, çok güldüm…
-Komik bir şey değildi.
-Bundan daha komik ne olabilir ? Ayaklarımızın altında dümdüz uzanan dünyanın yuvarlaklığını kabul etmek, “Süleymaniye Camisi’ nin kubbesi düzdür.” demekten daha farklı bir saçmalık değildir.Göz önünde duran gerçeği,karşıtı ile tanımlamaya kalkışıyorsunuz.”
 Küçücük bir bölümünü okuduğunuz öykü, edebiyatımıza damgasını vurmuş yazarlarımızdan biri olan Hüseyin Rahmi GÜRPINAR’ın, Arzın Yuvarlaklığına İnanmıyor adlı öyküsünden.
 1864-1944 yılları arasındaki yaşamında verdi Gürpınar o değerli yapıtlarını.
 Sözünü ettiğimiz yıllarda da varmış demek ki bu topraklar üzerinde yaşayıp da dünyanın yuvarlak olduğuna inanamayanlar…Gürpınar da, öyle düşünenler de neler çekmişler demek ki dünyanın yuvarlak olduğunu algılayamayanlardan…
 İnsan işte…Kimi öyle, kimi böyle…
 1940’lardan 1970’lere geldik.Dünyada bilimin bilmek olduğunu bilenler havalandılar…havalandılar… Uçtular…
 İlköğretim yıllarımız.Fen bilgisi dersimizde anlatıyor…anlatıyor depremlerin nasıl oluştuğunu, öğretmenimiz Gülev Hocahanım. Belliyoruz,öğreniyoruz depremlerin oluşumunu.Bilmek ne güzel…Öğrenmek ne güzel…İnsan olduğunu anlamak ne güzel…
 Çıkıyoruz sonra dersimizden,yemek için geçerken iki bin nüfuslu kasabamızın tek caddesinden, on dört kahvehanesi bulunan tek caddesinden, Durmuş Dayı çağırıyor yanına bizi.Sözle değil ama…Parmak ucu ile çağırıyor…Kızları da değil ha! Okula giden kızlara da, kızlarını okula gönderen annelere-babalara da kızardı Durmuş Dayı…
 Yaşamının gençlik dönemlerinde nasıl oturduğunu bilemeyiz ama,ayı oturuşu dedikleri bir biçimde otururdu Durmuş Dayı, kahvehanenin önünde bizi sorguya çekerken.Fen bilgisinden…
-He oğlum,de bakalım,nasıl oluyor bu zelzeleler ?
 Anlatmaya başlardık zelzelenin nasıl olduğunu Durmuş Dayı’ya ,Gülev öğretmenin anlattığı gibi.
-Estağfurullah! Estağfurullah! E, gavurdan gavur olur.O gavur, siz de…
 Allah,mübarek bir sarı öküzün boynuzu üstüne kondurmuş bu yalancı dünyayı…O mübarek öküz yorulup da boynuz değiştirince…
 Anladınız değil mi depremlerin nasıl oluştuğunu.
 İnsan işte…
 Kimi öyle düşünür,kimi böyle…
 Zaman akıyor ama.Derler ya,su gibi akıp gidiyor zaman.Akıyor da zaman bireyin de toplumun da yanlışları için “Pardon!” demesini kesinlikle affetmiyor geçen zaman.Affetmiyor işte.
 Geldik bu güne…
 Ortaasya’daki yaşamımızdan, kadınımızı at üstüne bindirip de ordu yönettiğimiz günlerimizden geldik bu güne.Bilge Kağan’ın,
“Ben milletimi ateşle su(varsıllar-yoksullar) kılmadım!” deyip de uyguladığı günlerden, geldik bu güne.
İnsan,her zaman insan….
İnsan,her yerde insan ; Ortaasya’da da, Küçük Asya’da da.Zaman da her zaman zaman işte.Her zaman zaman.
 Geldik bu güne…
 Oğlunun-kızının üniversite sınavında başarılı olabilmesi için,yatır duvarlarının yalandığı günlere…
 Dipnot : Bilim insanları,on “gen” in daha  işlevini çözümlemişler…Şu, düz mü yuvarlak mı bilinmeyen (!) dünyamızın bir yerlerinde…