KÜTÜPHANECİLİK HAFTASI By: Kenan Kalaycıoğlu Date: March 26, 2009, 01:10:00 PM
İçinde bulunduğumuz hafta, Kütüphanecilik Haftası. Kütüphane demek, okumak demek. Uygar anlayışa göre okumak, insan olmak demek.
Okumak da, kitap da zevktir, mutluluktur anlayan insana göre. İşte size birkaç örnek. Okuma isteğinizi arttırsın istiyoruz.
-Ben de duyarım bir ses amma, bulamadım, nereden gelir?...
Nereden gelirse gelsin, dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten Gelsin de nereden gelirse gelsin!... Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra da yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…
-Hişt hişt! (Sait Faik Abasıyanık – Hişt, Hişt!..)
*
Gülsüm, silkmiş atmış kolunu kolundan Bektaş’ın
-Vur ulan! demiş.
-Vur kahpenin dölü! Seninle gün mü gördüm ben! Vur da bitsin… Dönmüş sırtını yürümüş. Anası,
-Ah anam! dediğini duymuş Gülsüm’ün. Dönmüş, yıkıldığını görmüş.
Gülsüm oracıkta can vermiş…
(Necati Cumalı– Gülsüm Kız’a Ağıt)
*
-Kolunun diyetini benim verdiğimi unutuyorsun galiba. Ben olmasaydım, şimdi çolak kalacaktın.
Koca Ali yine yanıt vermedi. Acı acı gülümsedi. Kızardı. Hızla döndü. Bilediği satırların en büyüğünü kaptı. Sıvalı kolunu, yüksek kıyma kütüğünün üstüne koydu. Kaldırdı ağır satırı, öyle bir indirdi ki… O anda kopan kolunu tuttu. Hacı Kasap’ın önüne fırlattı.
-Al bakalım, şu diyetini verdiğin şeyi!...
(Ömer Seyfettin – Diyet)
*
Eskici,
-Ağlama be! Ağlama be!
Eskici başka söz bulamamıştı. Çocuk hıçkıra hıçkıra, katıla katıla ağlamaktadır. (Arabistan Çölleri’nde) bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.
-Ağlama diyorum sana! Ağlama!
Bunları derken, Eskici’nin de katı, nasırlaşmış yüreği yumuşadı. Önüne geçmeye çalıştı ama yapamadı. Gözlerinin dolduğunu, sakallarından kayan yaşların Arabistan sıcağı ile yanan kızgın göğsüne bir pınar sızıntısı kadar serin döküldüğünü duydu.
(Refik Halit Karay – Eskici)
*
Gözlerimi biraz daha yukarıya kaldırıyorum. Her kadının başı güzel taranmış ve her erkek yüzü jiletten yeni çıkmış. Roma sokaklarında dağınık kafa, kepekli saç ve tıraşsız yüz göremezsiniz. Öksüren insana kesinlikle rastlayamazsınız. Avrupalı öksürdü mü,
-Hastalandım! diyerek yatağa giriyor.
(Yusuf Ziya Ortaç – Göz Ucu ile Avrupa)
*
Himmet Çocuk büyük bir gururla on üç yaşında olduğunu söyledi. Yedi yaşında anasız babasız, yaşlı bir nine, genç bir kız kardeş, bir çift de öküz kalmıştı. Öküzlerle, kocasız iki kadının tarlalarını yıllarca sürmüş, ortakçılık etmiş, ninesini ve kardeşini beslemiş. Kız kardeşini ere vermişti. Bir gün bölgeye salgın bir hastalık gelmiş, iki öküzü birden ölmüştü.
Avustralya’yı, Amerika’yı vahşiliğinden kurtarıp, uygarlık merkezi yapan ruhlar, bu çeşit ruhlardır…
(Halide Edip Adıvar – Himmet
*
-Belli belli amca, suratında nur kalmamış. Kızdım.
-Nurum içinde oğlum. İçim pırıl pırıl. İçim aşkla dolu, dostlukla dolu. Hiç olmazsa bu akşamlık. Sen bakma o yüzlerdeki nura, yalancıdır… aldatır…
-Öyle miii!... dedi. Arkasından da, “Öyle mi derler tombul gelin, böyle mi derler…” şarkısını söyleyerek uzaklaştı.
(S. Faik Abasıyanık - Alemdağda Var Bir Yılan)
Okusun, bütün insanlar okusun. Okuyanlara kutlu olsun Kütüphanecilik Haftası.
“Okumak gıdadır. Okuyan insanlık, bilen insanlıktır.” Victor Hugo.
“Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve gafletten doğacak felaket azalmaz.” B. Franklin
“Kızlarını okutmayan milletler, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkûm etmiş demektir, hüsrânına ağlasın.” Tevfik Fikret