Arşiv Anasayfa "Ü" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
ÜNİSINAV ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 08, 2009, 11:43:47 AM
2009 Nisan ayını yarılamak üzereyiz. Giderek ısınıyor hava. Gençlik yıllarımız üzerinde daha bir anlamlıydı bu nisan yağmurları. Nasıl da gelip geçti el sallamadan bile yıllar… Yalan yıllar…
   Hava giderek ısınıyor da, gençlerin elleri ısınamıyor bir türlü. Kızlı erkekli… 12. sınıf gençlerinin. Öğrenci Seçme Sınavı’na girmeye hazırlanan Lise 12. sınıf gençlerinin elleri bumbuz. ÖSS gerginliğinden…
   Hangi nedenle olursa olsun, el sıkıştığım gençlerin buz gibi elleri.
   Başarılar diliyoruz hepsine…
   Nisan havasından ÖSS havasına geçince, üniversite havasına da bakalım dedik biraz. Bakalım.
   Hasan Pulur’un anlattığına göre (Milliyet - 06.04.09) Şematizmden Yaratıcılığa adlı yapıtında Murat Katoğlu, “19. yüzyılda Osmanlı Türkiyesi, üniversitesi olmayan bir toplumdu.” diyormuş.
   İlk kez 1845 yılında Darülfünun adı ile üniversite kurulmasına karar verilmiş ama, 1865 yılını bulmuş denenmesi.
   Neden mi?
   Hoca yok, öğrenci yok, kitap yok, kütüphane yok, laboratuar yok… Bütün bunlardan önce, sosyal ortam yok.
   Üniversite kurmak için sosyal ortam yok… Yıl 1845…
   Üniversiteye hoca yetiştirebilmek için Fransa’ya eleman göndermeler… Üniversiteye öğrenci hazırlayabilmek için ortaöğretimde yeniden düzenlemeler. Öğrenci yurdu kurma, kitap hazırlama çalışmaları. Ders programı hazırlamalar…
   İşler… İşler…
   İlk okuyuşta tanıyabileceğiniz adlardan Mustafa Reşit Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Cevdet Paşa… ilk hocalar.
   Sonuçta, 1869 yılında üç şubeli bir üniversite kurulması kararlaştırılmış. Hukuk, Matematik ve Tabii İlimler, Edebiyat. Edebiyatın süresi üç yılmış ama, öğretmen olmak isteyenlere dört yıl.
   İlk üniversitenin yöneticiliğine, Paris’de Tabii İlimler okumuş olan Hoca Tahsin Efendi getirilmiş.
   1869’da başlayan bu upuzuuuuuun çalışma (!) 1871’de başarı (!) ile sonlandırılmış. Üniversite kapatılmış.
   Neden mi?
   Araç – gereç? Hayır…
   Hoca – moca? Hayır…
   Öğrenci – möğrenci? Hayır…
   Çevrenin ve medreselerin baskısına dayanamamış bu çiçeği burnunda üniversite.
   Fransız Devrimi’ni yapmış olan Fransa’da Tabii İlimler eğitimi almış olan Hoca Tahsin Efendi’nin bilimsel deneyleri çevrenin de hoşuna gitmemiş, medreselerin de… Hangi çevrenin mi? Canım, şu sağduyusuna su değdiremediğimiz, İmparatorluğun da 600 yıl eğitimsiz bıraktığı çevrenin…
   Hoca Tahsin Efendi kuşu fanusa kapatıyor ve fanusa kapatılan kuşun havasızlıktan öleceğini öğrencilerine gösteriyor. İşte, kıyamet de bu yüzden kopuyor…
   Tahsin Hoca görevden alınır, kimi hocalar İstanbul’u terk etmek zorunda kalır.
   Hoca Tahsin Efendi der ki Hasan Pulur’un anlattığına göre:
          “Suçumuz olgunluk kazanmakmış. Oysa, bize cehalet gerek. Tanrım, bilim öğrenme suçundan tövbeler olsun…”
   Geldik 1980’li yıllara…
   Eğitim fakültelerinin birinde bir yardımcı doçent:
          -Hocam, sizin tanıdığınız vardır, hanımıma bir hanım doktor baksın…
   Kendi hanımından başka hanımlar? Ya o hanımlar?...
   Geldik bugüne…
   2009 nisanının yağmurlu günlerine. ÖSS’ye, öğrencilerin buzlu ellerle hazırlandığı günlere…
   Ufukta ne görünüyor dersiniz öğrencilere…