Arşiv Anasayfa "D" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
DERSİMİZ KENDİMİZ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 13, 2009, 11:38:38 AM
Her insanın başkalarından alacağı dersler olduğu gibi, verebilecekleri de vardır. Vardır vardır. Alıcıdır, vericidir insanoğlu.
   Durunuz ama! Siz, kendinizi biliyor musunuz ki bilesiniz ne alacağınızı, ne vereceğinizi… Hiç düşündünüz mü kendinizi bilip bilmediğinizi?
          “Sen seni bil sen seni,
   Bilmez isen kendini,
   Patlatırlar enseni…”
   Öyledir öyle. Koşullar öyle oluşur ki; değil ensesini, beynini patlatır insanın. Saltanatını patlatır.
   Düşünce tarihinin çoook derinliklerinde başlamış insanoğlu “Kendini Bilmek”le ilgilenmeye. Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde altın harflerle Gnothi Seauton (Kendini Bil) yazarmış. Antik Çağ’da yapılan onca araştırma, onca kazı, bu düşüncenin dünyanın dört bir yanına yayıldığını ve önemsendiğini göstermiştir.
   Eski Mısırlılar duvara,
          “Beden, Tanrı’nın evidir. İnsanoğlu kendini bil, kendini tanı!” diye yazmışlar. Bu anlayışlarına göre eski Mısırlılar, “Büyük Evrenin Küçük Evreni” olarak görmüşler demek ki insanı.
   İnsan en yüce varlıktır…
   İnsan ama…
   Latin Amerika, Çin, Mısır, Hindistan, Sümer kültürlerinde, hepsinde vardır bu anlayış: Kendini Bil! Pittakos, Kheilon, Periandros, Bias, Thales, Kleobulos… gibi bilgeler, üzerinde üzerinde durmuşlar bu düşüncenin: Kendini Bil!...
   Ya Anadolu? Anadolu insanı?
   Bir Yunus Emre yeter Anadolu’ya. Bir Mevlana yeter Anadolu’ya. İkisi birden dünyaya yeter “Kendini Bil!” konusunda.
          “İlim ilim bilmektir,
   İlim kendin bilmektir.
   Sen kendini bilmezsin,
   Ya nice okumaktır?”
   İşte sen bunun için büyüksün Yunus! Bilimin, bilimselliğin büyüklüğünü bildiğin için.
          “Okumaktan mâna ne?
   Kişi Hakk’ı bilmektir.
   Çün okudun bilmezsin,
   Ha bir kuru emektir.”
   Anlaşıldı değil mi Yunus’un sorusu ile, açıklaması ile okumanın, kendini bilmenin anlamı.
   Sözü uzatmaya gerek var mı Mevlana için? Mevlana’nın, “Kendini Bil”mek üzerine düşüncesini anlamak – anlatmak için.
          “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!...”
   Bu, kendini bilmektir en kestirme anlatımla. İnsanın kendisini tanımasının anayasasıdır, abecesidir, ön sözüdür…
   Biz Karagöz değil miyiz bir anlamda kendi adımızın altında? Hacıvat değil miyiz? Öyleyiz öyle… Biz Karagöz’üz, biz Hacıvat’ız Türk Ulusu olarak. Hiç düşündünüz mü ama Karagöz – Hacıvat’ın “Kendini Bil”mek hakkında ne düşündüklerini?
   Demiştik ya canım!...
   Kullanıyoruz ya günlük konuşmalarımızda:
          “Kendini bil kendini,
   Bilmez isen kendini,
   Patlatırlar enseni…”
   Ya Hoca?
   Hangi hoca? Şimdi herkes hoca be kardeşim! Herkes her şeyi biliyor. Her şeyi bilmeyen hiç kimse yok. Öneriniz bakalım sokağa çıktığınızda önünüze çıkan ilk kişiye, her kişiye:
          -Gel, seni Türkiye’ye padişah yapalım!...
   En sağlam kapıları bile kırar gider önerdiğiniz en sinek siklet adam. Türkiye’ye padişah olmak için.
   Belli ki Thales de, Bias da, Yunus da, Mevlana da, Karagöz – Hacıvat da… yalan söylemiş (!) “Kendini Bil”mek konusunda, sinek siklete göre…
   Ya Hoca?
   Gene Hoca…
   Bu Hoca, bizim Hoca… Nasreddin Hoca… Dünyayı güldüren bilge. O, kendini bilmeyenlere kendini bildirendi.
   Dünden güne kimlerden kimlere kendini bilmek üzerine. Kendini bilmek, insan olmak çünkü.
   Şimdi işler değişti ama. Hem değişti hem karıştı. Bilen, bildiğini biliyordu bir zamanlar. Bilemeyen de, bilemediğini biliyordu. Şimdi öyle mi? Herkes her şeyi biliyor. Her şeyi herkes biliyor. Bilmediğini bilen yok.
   Upuzuuuun sokakta yüzlerce kişinin gözü önünde mendilsiz sümküren delikanlı da bilge görüyor kendini, kırmızı ışığın “Dur!” dediği kravatlı – beyaz yakalı da kendini bilge görüyor.
   Herkes, “Kendini Bil”en bilgelerden…