KURUMSAL SAĞLIK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 13, 2009, 12:05:14 PM
Kurumsallaşmış yapılaşmalarda çalışmaktadır çalışanlarımızın çoğu. Tüm dünyada olduğu gibi. Yani “kurum” niteliğini kazanmıştır çalışılan işyerleri.
Kurumsallaşmasının olgunlaşabilmesi için, çalışanlarının sağlıklı olması gerekir elbette her yönden. Beden yönünden, sosyal yönden, ekonomik yönden, kültürel yönden…
İyi ama, çalışanının sağlıklı olması yeter mi kurumun sağlıklı olması için? Öyle ya, kurumun da sağlıklı olması gerekir ayakta durabilmesi için.
Yetmez!...
Yalnızca çalışanlarının sağlıklı olması yetmez kurumun sağlıklı olabilmesi için. Yönetiminin de, yöneticilerinin de sağlıklı olması gerekir. Gerekirden de öte, zorunludur, “olmazsa olmaz”dır.
Öyle yöneticiler vardır ki, lacilerinin ya da kara takımlarının omuzlarındaki kepeklerine bakacak kadar bile kıpırdayamazlar. Kıpırdayamazlar. “Kıpırdadığımı görüp de beni görevden alırlar” korku düşüncesinden dolayı kepekli kepekli gezerler. Kepekli kepekli temsil etmeye çalışırlar yönettikleri / yönetemedikleri kurumu.
Bu hasta yöneticilerin yönetimi altındaki hasta kurumlar, kurumsal bir körlük geliştirirler çoğu kez. Kurumsal körlük… Kendi hastalıklarını görüp de mutsuz olmamak için. Ah bir de çevrelerindeki keskin gözleri bir kör edebilseler de hastalıkları görülmese… Ah bir…
Öyle olmuyor ama…
Gören gözler görüyor hasta kurumları da, hasta kurumların hasta yöneticilerini de.
Hasta kurumların hasta yöneticilerinin o hastalık karşısında üzülmemeleri, acı çekmemeleri ya sorunlarını görememelerindendir ya da sorunları altında yenilgiyi damarlarınca benimsemelerindendir. Yazık!...
Einstein’in kim yadsıyabilir büyüklüğünü, bilimselliğini. “Karşılaştığımız önemli sorunlar, onları yarattığımızda içinde bulunduğumuz düşünce düzeyinde çözülemez…” diyor bu konuda.
Bizce de öyle.
Yaşamakta olduğu sorunlar üzerinde mini mini, küçük düzeltmeler-ayarlamalar yapmak istiyorsa hasta yönetici, davranışlar üzerinde durmaya çalışıyor. Tutumlar üzerinde, uygulamalar üzerinde uğraşıyor. Boşuna uğraşıyor.
Oysa; büyük düşünür, devinimsel düşünür sorunlar karşısında, hasta olmayan yönetici elbette.
Bilenleriniz bilir, Ortaçağ’da insanları iyileştirmek için, insanların kanları akıtılırmış… Ortaçağ’da sağlıklılık için kan akıtmak… Bütün kötülüğün, bütün bozukluğun kanda olduğunu düşünmek ve kan akıtmak…
Siz, çalıştığınız kurumlara bakınız. Kendi kurumlarınızın düzenine, düzensizliğine. Masalara, dolaplara… Araç-gerecin düzenine bakınız… O işyerinizde olmaları gibi mi bulunmaktadırlar. Hiçbir şey ama hiçbir şey beklemeden, kimseciklere dillendirmeden düzenleme yoluna giriniz kendinizce. Bozacaklar bilmeden… Siz, yeniden yeniden…
Yaptığınızın olumluluğu görüldükçe, kanıksanacaktır yaptığınız. Kendinizi duyurmayınız ama, ittirir kendilerini size hasta yöneticiler, sizin haberiniz bile olmadan. Mikrobun hastalık yaptığını bilmeyen mi var? Önce organı, sonra organizmayı… Kurumlardaki mikroplar da öyle. Mikrop yöneticiler… Hasta yöneticiler… Tedavi edilmeyince ne oluyor mikrobun hastalandırdığı organ, organizma? Ölüyor…
Öldürmeyiniz, öldürmeyiniz kurumlarınızı. Ülke, kurumlardan oluşmaktadır. Ülkesiz kalmak…