VİZYON – MİSYON By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 13, 2009, 12:07:26 PM
Öğretmenliğe başladığım ilk yıldı. Eylül ayı. Edebiyat öğretmenleri olarak toplandık, dersimiz için yıllık planımızı yapıyorduk. Önümüzde yılların edebiyat öğretmenleri. Yanlış yapacağımızdan korkarak, çekinerek konuşuyorduk yıllanmış öğretmenlerimizin yanında. Bir yandan da planımızı yapıyorduk.
Konu: Karacaoğlan
Araç – gereç: Koşma
Yöntem – teknik: Falan filan
Biz, “koşma” şiir türünü öğretecektik öğrencilere ders planımızın bu bölümünde. Bent duvarı patlamış baraj gibi;
-Şekip Bey! Bizim konumuz “koşma” mı yoksa Karacaoğlan mı?
Tartışmalar… Doğruluğumuz onaylandı, teşekkürler, aferinler aldık, vizyonumuz alkışlandı.
Bu durum üzereydi ama o yıllarda eğitimimizin vizyonu…
Yıllar geçti… Eskidik…
Bir toplantıda bulduk kendimizi bir gün, çalıştığımız lisede. O günlerde, eğitim kurumlarında sıkça konuşuluyordu Avrupa Birliği. Sokakta da…
Müdürümüz olmadığından, vekilimiz açmıştı toplantıyı. Öğretmen sayımız kırka yakındı. Açış konuşması falan… Sonra konu:
Vizyonumuz… Misyonumuz…
Kaç kez, kaç kez yinelendi, döndürüldü dillendirildi bu sözcükler kırk öğretmenin dilinde. Beyinlerde, seslendirilmesinden çekinilen, şakalara karıştırılan iki soru:
Vizyon da nedir?
Ya misyon?
Oysa her öğretmenin evinde vardı o günlerde birer tele-vizyon… Ama küçük, ama büyük… Plazmayı henüz yapamamıştı o zamanlar bilimsel kafa taşıyan eloğulları…
Hristiyanların, yöremizde misyonerlik çalışmaları yaptıkları da konuşuluyordu yaygın yaygın.
Vizyon?... Misyon?...
Evrenin en bilinmez iki bilmecesi…
İkirciklenmiş, susa kalmıştık bir süre.
Sonra? Sonrası, olması gerektiği gibi.
Çoook sular aktı o gün bugün köprülerin altından. Gidenler geçip gitti, gelenler geldi. Anılar ölmüyor ama.
“Vizyon”u bilmeyenlerle vizyon oluşturmak… En göz alıcısından, olumsuzundan…
“Misyon”u bilmeyenlerden misyoner görevlendirmek…
Biraz da, duvar yapmasını bilmeyenlere yaptırdığımız için mi yıkılıyor Gölcük Depremi’nde duvarlar…
Disiplin gerek disiplin!... Uzatmayalım. Vizyon için de, misyon için de önce disiplin gerek. O disiplin, mutluluğun gerilere gerilere itilmesini, ötelere ötelere ötelenmesini de gerektiriyorsa başarılı olabilmek için, di-sip-lin…
Ayakkabının altına pençe yapan ayakkabıcı da kendi özeli olan mutluluklarından önde düşünecek vizyonu da, misyonu da, öylesine disipline edecek kendisini.
Dış ilişkileri yönlendirenler de, iç işleri biçimlendirenler de. Misyondan önce, vizyondan önce disiplin. Önce disiplin…
Di-sip-lin…
Türkiye’nin ilk gereksinimi bu. Sebzecinin, peynircinin, yöneticinin, öğreticinin, çamurcunun… Herkesin herkesin kendi özel mutluluğundan en önceki işi vizyon… misyon… Ama en önce disiplin.
Disiplin, şamar atmak değil ama. Disiplin, tek ayak üstüne saatlerce durdurmak değil ama. Disiplin, vizyonla iyi görünmektir. Misyonla, iyi yapmaktır iyiyi.
Durunuz ama!
Önce disiplin! Türkiye için…