Arşiv Anasayfa "S" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
SATILIK KIZLAR By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 21, 2009, 02:03:27 PM
Önce birazcık roman… Ahmet Mithat Efendi’nin (1844-1912) romanından.
   Zeynel Bey, küçük yaşta satın aldığı ve büyüttüğü Fıtnat ile evlenmek ister. Fakat Fıtnat, kendisiyle aynı günde satın alınmış ve küçüklükten beri birlikte büyüdüğü Fatih adlı delikanlıyı sevmektedir. Zeynel Bey, kendi nefsi ile yaptığı bir iç mücadelesinden sonra bunları evlendirerek, mutluluğa erişmek ister. Düğün gecesi, Fıtnat ve Fatih biribirlerine çocukluklarını anlatırlar.  Sonunda, Çerkezistan’dan ayrı ayrı alınıp, İstanbul’a esir diye satılan iki kardeş oldukları ortaya çıkar. Bu durumu anlayan Fatih ve Fıtnat, efendilerine bir mektup yazarak kendilerini öldürürler…
   Birazcık romancık daha…
   Bu romancık da Samipaşazade Sezai’den (1860-1936) Sergüzeşt adlı romanından.
   Sergüzeşt, istibdat devrinde ülkemizdeki acı yaşamın bir yanını, esir olarak alınıp satılan kızların, çocuk yaştaki kızların acıklı durumunu anlatmaktadır.
   Kafkasya’dan getirilen ve Dilber adı verilen küçük bir kız, ilk satıldığı evde ağır işler ve sert muameleler görerek çok eziyet çekmiş. Satıldığı evin yoksullaşması üzerine, başka bir esirciye satılmıştır. Esirciden de, bir paşa tarafından satın alınmıştır Dilber. Paşanın konağında bir esir yaşamı yaşarken, paşanın oğlu aşık olmuştur Dilber’e.  Sonuçta Dilber satılarak konaktan uzaklaştırılmıştır. Dilber’i satın alan tüccar onu Mısır’a götürmüştür. Sevgisizlikten ve acılardan bunalan Dilber, kendisini Nil nehrinin sularına atarak, esirlikten kurtulur. Dirisi değil ama, ölüsü kurtulur esaretten. Alınıp satılmaktan.
   Sergüzeşt’ten bir bölüm:
   İnsan bu sokaklarda yürüdükçe, sessizliğine ve yapıların dış görünüşüne bakarak kendini Ortaçağ’a doğru gidiyor sanır.
   Evin kapısını açan Arap halayık,
          -Safa geldiniz, Hacı Ömer Efendi, buyurun… dedikten ve gidip hanımına haber verdikten sonra bunları hanımın  odasına götürdü. Bir başörtüsü ile köşede oturan hanım şişman, esmer, kaşlarına bir parmak eninde rastık sürmüş, kaba bir yaradılış, çirkin bir giyimle girmişti. Odaya girip de esirci,
          -Git hanımın elini öp!... dediği zaman küçük esir kızcağız kadına sarılmak isteyince hanım sert bir tavırla kızcağızı geriye doğru itti… Küçük kız üzgün üzgün geriye çekilerek mindere oturdu. Esirci Hacı Ömer öfke ile,
          -Sen esirsin!... Kalk, ayakta dur!... Hanıma dönüp,
          -Kusura bakmayın, daha acemidir. Siz, istediğiniz gibi terbiye edersiniz…
   Hanım bir taraftan kız çocuğunun vücudunu eli ile yoklayarak, ucuza almak için bir kusur bulur,
          -Bu zayıf… Bu ölür…
   Bu anlatılanlar bizim, “realist: gerçekçi”  diye nitelendirdiğimiz romanlarımızdan. Yaklaşık yüz elli yıl geçmiş bu romanlarda anlatılanların üzerinden.
   Hayır, geçmemiş!... İşte geçmediğinin kanıtı. 21 Nisan 2009 tarihli Cumhuriyet’ten bir haber:
   Doğu’dan küçük kızları satın alıyorlar. Binlerce evlilik yapıldı. Para karşılığı evlilikler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan genç kızların kabusu olmaya devam ediyor. “Başlık Parası” adı altında 1 ile 5 bin TL arasında satılan küçük yaştaki kız çocuklarının hikayeleri yürek burkuyor. Amasya, Yozgat, Çankırı, Çorum, Tokat gibi kentlerde kendilerine eş bulamayan veya eşi ölen erkekler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden para karşılığı küçük yaştaki kız çocuklarını “eş” olarak satın alıyolar.
   Kültür tarihimizden bir sayfa size. Onur duymak da, üzüntü duymak da sizin elinizde, kendi elinizde.
   Bir de dünyaya bakalım ama kendimize bakarken. Dünyadan nasıl göründüğümüze…