ÖLÜM ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: April 21, 2009, 02:06:37 PM
“N’eylersin, ölüm herkesin başında.
Uyudun, uyanamadın olacak.
Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali, o musalla taşında.”
Böyle demiş ölüm üstüne Cahit Sıtkı Tarancı.
Kimler, neler demedi ki, kimler neler yazmadı ki ölüm üstüne. Bizim de bahtsızlığımız işte, sözün bittiği yerden başladık. Söylenebilecek ne varsa söylenmiş çünkü. Yaşamın ozanı Karacaoğlan bile söylemiş.
“Üç derdim var birbirinden seçilmez,
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm…”
Sözü de kendisince güzel Atatürk’ün. Ölüm üstüne sözü:
“Ölümü istemek bir cesaret değildir ama, ölümden korkmak ahmaklıktır…”
Garip bi’ yaratık şu insanoğlu. Çok garip. Henry Fieldig’in dediği gibi yaşıyor. Tıpkı tıpkına.
“Ölümün pençesine düşmeden önce pek az insan düşünür ölümü…” Dalıp dalıp gidiyor dünya işlerine aç insan, unutuyor ölümü. Anımsayınca da ansızın, acı veriyor insana aslında kendisi için bir kurtuluş olan ölüm.
Siz, Deli Dumrul’dan başka birisini tanıyor musunuz ölüme dik dik bakabilen? Tanımazsınız. Tanımazsınız çünkü, La Rochefoucauld’un dediği gibidir.
“Güneşle ölüme dik dik bakılmaz…”
Kaç sözümüzde konuştuk, kaç yazımızda yazdık, herkesin bir görüşü vardır her konuda. Herkes, her şeyi biliyor artık. Bilmese bile, sanıyor ya bildiğini…
Bir konuk gibi görüyor ölümü Goethe. “Ölüm hiçbir zaman, pek iyi karşılanan bir konuk değildir.” diyor. “Korksak da, korkmasak da ölüm gelir, beklemez.” Doğru… Beklemiyor, geliyor ölüm. Goethe’nin dediğince.
Siz, yaşamakla ölmenin yan yana olduğunu, ikizler gibi olduğunu düşündünüz mü hiç? Düşününüz öyleyse. Montaigne gibi. “Dünyaya geldiğimiz gün, bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız.”
Ölümün zararsız olduğunu da ileri sürüyor Montaigne. Katılırsınız, katılmazsınız. “Ölümden korkmayınız. Siz yaşıyorken ölüm yoktur. O gelince de acısını duyamazsınız…” Öyle ya!…
İnsanoğlu ne savaşlar verdi yaşanası şu dünyada eşitlik üstüne.
-Bütün insanlar eşit olmalı!...
-Eşitlik de ne? Tanrı bile eşit davranmadı ki!...
Ölüm öyle değil ama. Adaleti çok güçlü, vicdanı çok duyarlı. Her canlı için var çünkü. Claudlanus’un da dediği gibi. “Ölüm, her şeyi eşit yapar…”
Aç olanlar için de, tok olanlar için de…
Hayvanlar mı daha hüzünlü ölüyor dersiniz, biz mi? Düşünmediniz. Düşününüz öyleyse.
Biz… Biz… Biz… İnsanlar…
Maeterlinck’in dediği gibi: “Hayvanlardan daha bilgili olmamız, onlardan daha hüzünlü ölmemize sebep oluyor…”
Eskiler, ölümün hayırlısını dileyip dururlardı ölümün bize güneşlerce uzak olduğu çocukluğumuzda. Anlayamazdık, kızardık. Kazın ayağı, bizim bildiğimiz gibi değilmiş meğer.
“Ölü gibi öl ki, adam gibi ağlayalım…” demiş atalarımız. Neredeyse, ölüm gibi önemlidir ölme biçimi. Eceli ile… Kaza ile… Düşman elinden… Dost elinden…
Yüreğinizden, yüreğinizden katılacaksınız Seneca’nın ölüm üstüne sözüne: “Ölüm bazen bir ceza, bazen bir armağan, bazen de bir iyiliktir.
-Al canımı da kurtulayım!... yalvarmalarını duymadınız mı yoksa?...
Bizim de, bizim de sözümüz olacak elbette ölüm üstüne. Herkesin olduğu gibi.
Neler geldi, neler geldi senden acı başıma. Bir sen kaldın, e sen de gel, hoş geldin…
Gene de, yaşama sevinciniz çok olsun…