DİL UZATMAK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: May 06, 2009, 12:17:12 PM
Dilim seni…
Çoktandır moda, dil uzatmak. Oraya buraya… Şuna buna… En çok da, o yalama işini üstlenen dilin kafasına çıkar sağlamak için dil uzatmak. Nasiplenmek için dil uzatmak.
İnsan işte… Kirli yakalı da olsa, beyaz kolalı yakalı da olsa, özünde varsa dil uzatmak, uzatıyor işte iştahı çektiği yere.
Atatürk’e dil uzatmak çoktandır moda. Modası oldukça uzun sürmüş bir moda.
-Çubukla mı içerdi sigarasını Atatürk, çubuksuz mu?
-Namaz kılar mıydı?
-Daha neler… Daha neler…
Bilim dünyası bunlarla uğraşmıyor oysa. Bilimsel olanla uğraşıyor. Bilimsel uğraşıyor, bilimsel üretiyor. Üretiyor da satıyor sırtını bilime çevirenlere. Kazanıyor, insanca yaşıyor.
Gerisini, geride kalanlar düşünsün. Geride kalanlar için bitmez bir moda var şimdilerde: Atatürk’e vurmak, padişahı övmek. Durum böyle olacaktı da, yıllar yılı ne diye sindirdiniz belleklerimize Atatürk’ü? Bu kim bilir kaçıncı kaçıncı yanlış ( ! ) tır…
Bir belge:
Bir teslimiyet belgesi. ( Biz bu belgeleri gördükçe, okudukça anladık yakalarımıza Atatürk resimli ve “ Ya Bağımsızlık Ya Ölüm “ yazılı rozetler taktığımız için kimlerin, niçin rahatsız olduklarını.
“ İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivleri’ nde 3 Nisan 1919 tarih ve 453 numara ile kayıtlı nasıl bir belge vardır, bilir misiniz? Özetleyelim; Sadrazam Damat Ferit Paşa 30 Mart 1919 günü İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Caltrophe’a gitmiş, adama bizzat padişah tarafından hazırlanmış olan gizli bir anlaşma taslağının Fransızca çevrimini sunmuştur. Osmanlı padişahı Mehmet Vahdettin’in, “ yabancılara karşı bağımsızlığını koruması, iç güvenliğini sağlaması “ için Türkiye’yi on beş yıl süre ile İngiltere’ye sömürge olarak teklif etmiştir. İngiltere, İmparatorluk’da uygun gördüğü her yeri işgal edebilecek, istediği her şeyi yaptıracak. Vahdettin’in kafasına göre böylelikle “ ülkenin bağımsızlığı ve iç güvenliği “ korunmuş olacaktır… “
( Bu metin, Atilâ İlhan’ın Hangi Atatürk adlı yapıtından alınmıştır.)
“ Teslimiyetçiliğin bu kadarı az görülmüştür. 1 Eylül 1919 da Alemdar gazetesinde Refii Cevad ( Ulunay ) ne yazıyordu… İstiklal bizim gibi idare bilmeyen ellerde milleti harp ve ihtilal ile zulm ile mahvetmek için veba gibi tahrip edici bir felaket oldu. Memleketin elimizde kalan kısmını korumak için, tecrübe görmüş bir hocaya ihtiyacımız vardır. İstiklalimizi temin edebilmek için, kuvvetli bir devletin korumasına muhtacız. O devlet ki İngiltere’dir…”
Bir de şu belgeye bakalım.
2 Ekim 1919 tarihli İrade-i Milliye’ de imzasız çıkan ama, Mustafa Kemal’in yazdığı bilinen belge.
Bu ayaklanma yalnız hamiyetsiz bir iktidarı bulunduğu yerden düşürmek değil, memleketin geleceğini belirlemede, ulusal iradeyi egemen kılmak ve şu anda dışarıdan varlığımıza yöneltilecek saldırıları reddederek, halk egemenliğini sağlamak gibi bir mücadeleyi göze almıştır…”
Yani,
“Ya Bağımsızlık Ya Ölüm…”
İşte size iki belge… İkisi de tarihe geçmiş iki belge… Ağırlıkları, sizin vicdan kantarınızda belli olacak. Ama sakın! Sakın ha, kantarın topuzunu kaçırmayınız. Ne o yana, ne bu yana…
Siz, sizden yana olunuz, kendinizden yana…