İNSANIN GÜZELLİĞİ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: May 08, 2009, 01:41:42 PM
İnsan, güzel bir varlık. Güzel olan bu varlık; güzelliklerin de en çok, en çok yakıştığı varlık. Siz bakmayınız kendisine “Kötü!” dediklerimize, “Çirkin!” dediklerimize. Onlarda da ne güzellikler vardır, görmesini bilenlere.
Ya niçin “Kötü!”dür gözümüzde insan? Niçin “Çirkin!”dir? Çevresine bakalım öncelikle insanın, iç çevresine, dış çevresine, koşullarına.
İnsan güzel bir varlıktır. Dinleyiniz… Bakınız…
“Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden yazar, sabaha karşı, kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birisini görür. Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran deniz yıldızlarını okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama,
-Neden deniz yıldızlarını okyanusa atıyorsunuz?
-Birazdan güneş yükselecek, sular çekilecek. Onları suya atmazsam, ölecekler. Yazar sorar:
-Kilometrelerce sahil, binlerce deniz yıldızı var. Ne fark eder ki… Genç adam eğilir, yerden bir deniz yıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.
-Onun için fark etti ama…”
Sizce de öyle değil mi?...
Siz güzel insanlara, bir güzellik daha…
“Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kova ile su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış ama. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronunun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova, içine konan suyun ancak yarısını ulaştırabilirmiş patronun evine. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle sürmüş gitmiş. Sucu her gün iki kova ile ancak bir buçuk kova su taşıyabilmiş.
Sağlam kova başarısından gurur duyarken çatlak kova, görevini yeterince yapamamasından utanıyormuş. Bir gün, sucuya seslenmiş çatlak kova:
-Kendimden utanıyorum! Senden özür dilemek istiyorum! Sucu,
-Neden? Neden utanç duyuyorsun?
-Çatlağımdan su sızdığı için, görevimin ancak yarısını yapabiliyorum iki yıldır. Benim kusurumdan dolayı, sen böylesine çalışmana rağmen, emeğinin tam karşılığını alamıyorsun. Sucu,
-Patronun evine dönerken, yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.
Kova çiçekleri fark etmiş ama özür dilemiş gene.
Sucu şöyle demiş çatlak kovaya:
-Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi? Bunun nedeni benim, senin kusurunu bilmem ve o kusurundan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken, sen onları suladın… İki yıldır ben o güzel çiçekleri toplayıp, patronumun sofrasını süsledim. Sen böyle olmasaydın, bu güzellikleri yaşayamayacaktık…”
Siz de iyi insansınız, güzel insansınız. Olumsuz olanları çevirebilirsiniz güzelliğe elbette.
Size söz etmiştim ben bizim Hâdi’den. Bizim Deli Hâdi’den. Herkes yük taşıma aracı olarak saklar da katırını, Deli Hâdi, arkadaşı olarak da taşırmış yanında katırını.
Bir gün, Harşit Çayı boz bulanık akmakta. Deli Hâdi, pazar yerinin kenarında dereye indirmiş katırını sulamak için. Dere boz bulanık ama, çamur akmakta. Ne yapacak Deli Hâdi? Katırının saman torbasını geçirivermiş katırının ağzına. Kravatlı adamlar yol boyunca gezinmekteymişler. Kravatlı, kolalı beyaz yakalı, akıllı adamlar.
-Ne yapıyorsun Deli Hâdi?
-(…)
-Deli Hâdi ne yapıyorsun?
-Görmüyor musunuz, katırımı suluyorum.
-E, o ağzındaki ne katırın?
-Derenin çamur aktığını görmüyor musunuz? Çamur mu içsin arkadaşım?
Gördünüz mü akıllılarla Deli Hâdi’nin katıra bakışını…
İnsanlık bile sevmekle başlar…