NAMUS ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: May 25, 2009, 10:58:50 AM
NAMUS ÜSTÜNE
Yaşamını, arka ayakları üstüne sürünerek sürdüren kimi toplumlarda namus, “bacaklar arasında” sanılsa da, böylesine basit değil namus işi. Böylesine kolay değil. Kazın ayağı böyle değil anlayacağınız.
Doksan dokuz yönü vardır da bu “namus” sözcüğünün; doksan sekizi, bacaklar arasından görüldüğü üzeredir. Arka ayakları üzerine sürülen toplumlarda canım!
Şunu bilmek gerek öncelikle, namus üstüne. Kim ki okumaya yakındır, namuslu olmaya da yatkındır. Aksi de aksi… Denis Diderot’un dediği gibi yani:
“Yaşamının dörtte üçünü okumakla geçiren insan, kesinlikle namuslu olur.”
Sizce de öyle değil mi?
“Herkes kendine göre namusludur…” diyen Jean Anoilh, namus sözcüğüne doksan dokuz iyi özellik yüklü olduğunu savunanlardan belli ki. Öyle ya, “Ben namuslu bir insanım!” diyebilen birisinin, “Ben vicdanlı birisiyim!” de diyebilmesi gerekir. Yoksa? Yok! Ne mi yok? Namus yok! Vicdan yoksa, namus da yok…
Yaradılmışların en erdemlisi de insan, en… de insan.” Sözümüz, yaşam deneyimimiz üzerine kurguladığımız sözümüz. Kimi kez en olumsuz özelliğinin en karşıtlığında en yücelerde gösterir kendisini kimi insanlar. Yani; en namussuzdur da, en namuslu gibi göstermeye çalışır kendisini. William Shakespeare de omları anlatıyor olmalı, onlardan söz ediyor olmalı bu anlamlı sözü ile: “Namus, görünmez bir cevherdir; çok kere ona sahip olmayanlar, sahipmiş gibi görünürler…”
Kollayınız kendinizi…
Namussuzun namussuzluğundan korunmanın yollarını ararsınız da, namuslu görünen namussuzdan nasıl korunacaksınız? Hem de değer yargılarının derecesinin eksilere düştüğü dönemlerde…
Fransa’yı Fransa, dünyayı dünya yapan düşünürlerden biri, bakınız ne diyor Jean Jacques Rousseau: “Dürüstlükle namus, birlikte bulundukları bütün duyguları süslerler…”
Sizce de öyle, bizce de. Duygularınızın yanında dürüstlük – namusluluk ikilisi varsa, en güzelidir duygularınız duyguların. Yoksa? Fena!...
Sean O’Casay da diyor ki namus üstüne: “Tanrı’nın en yüce eseri, namuslu insandır.” Öyledir ama, namus sözcüğünün anlamını yalnızca bacakları arasındaki açıklığınca görmek değil elbette.
Cervantes siyasetçiler için söylemiş gibi görünse de tüm insanlar için söylemiş aslında. İşi– gücü – mesleği olmayan insanlar için bile. Ağzı laf yapan her insanın, beyninde bir siyaseti vardır çünkü.
“Namuslu davranmak, en iyi siyasettir…” Kimi zaman, kimi toplumların kimi kesimlerinde para etmese bile,
“Namuslu davranmak, en iyi siyasettir…”
Namus da ahlak da öyle sihirli, öyle içi bilinmez kavramlardır ki, özelliklerdir ki; ummadık taşın baş yarması gibi. Charles Perrault’un dediği gibi:
“Namus ve ahlak, hiç umulmadık zamanda semeresini verir…”
Namus ne yalnızca etine – butuna sahip olmaktır, ne de yalnızca kasasına. Düşecek olana yardımda bulunmak da, çevresini korumak da, başkasını da kendisi gibi görerek davranmak da… namusluluktandır. Demiştik ya, doksan dokuz yakası var bu sözcüğün.
Zor görünse de, zor değil aslında namuslu olmak. Namuslu olmak, namuslu görünmekten hem kolaydır, hem onurludur. Biline…