YEMEK ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: June 05, 2009, 09:56:21 AM
YEMEK ÜSTÜNE
Kim bilir daha daha ne anlamları vardır ama bu “yemek” sözcüğünün, şu iki anlamı beliriveriyor hemencecik:
Yemek: (Ad anlamı) aş, taam, yiyecek…
Yemek: (Eylem anlamı) yiyeceği yemek.
Başlığı okudunuz ya, siz şimdi içecek bir şeyler istersiniz, yemeğinizi az önce yemişseniz. Kahve istersiniz, çay istersiniz… Soda, maden suyu istersiniz yemeğinizin üstüne.
O yol üzre değil ama bizim sözümüz. Yemek üstüne konuşmak… Hani sorarlar ya,
-Yemek için mi yaşamalı, yaşamak için mi yemeli?...
Herkesin kendince… Kendi anlayışınca… Kimileri için atalarımız, “Yediği onu yiyor!” derken; kimileri için de, “Yiyor yiyor, çıkarmıyor.” der. İlki kilo alamayanlar için, ikincisi de topaçlar için, tombullar için… Oysa, ünlü Alman ozan Schiller diyor ki;
“Peynir ekmek de yesem, keklik de yesem gene doyarım…”
Elbette canım! Yaradılıştan aç değil ya bu insanların çoğu! Ya öyle olsaydı? Olsaydı, dünya nüfusu da böylesine çok artamazdı. Birbirini yerdi insanlar. Sizin varlığınızın nedeni, tabağınızda duran şey değildir elbette. Değildir değildir… Ya, bakınız ne diyor yemek üstüne Juvenal:
“Kimi kişilerin tabaklarında, varlıklarının nedeni durur…”
“Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” diyor ya o ünlü söz, Braillat-Savarin de o anlamda:
“Bana ne yediğini söyle, ne biçim adam olduğunu söyleyeyim sana…”
Kimileri kabak yemez…
Bamya yemez kimileri…
Kimileri de rüşvet yemez ama toplumda, sanki Diyojen’in feneri ile arıyoruz o tür insanları.
Kepçe nedir sizce? Yooo! Kepçe kulağı sakın düşünmeyiniz.Yemek kotarma aracı. Sulu yemekleri.Olmasa da olur mu demek istiyorsunuz siz? Öyle değil ama.
“Aş taşarken, kepçeye paha olmaz!...” diyor atalarımız.
Don Kişot romanından tanırsınız siz Cervantes’i. İspanyol… Bakınız, baklava gibi söz etmiş yemek üstüne:
“Yürek mideyi değil, mide yüreği sürükler.”
Ne insanlar gelip geçmiştir şu dünyadan, yüreğini açgözlülüğü uğruna parçalayan… Oysa, onarlın da yoktu kefenlerinin cebi…
-Su içsem şişmanlatıyor! Su içsem yarıyor!
-Yalan! Cingıllı yalan, püsküllü yalan… Sadi, bunlar için söylemiş sanki:
“Ne ağzından taşasıya çok, ne de zayıflıktan ölesiye az ye!” Nizami de bu yol üzre:
“Az ye… Az söyle… Az incit…”
Atalarımız, “Yemek, emeksiz olmaz!” demiş ama, atalarımız zamanındaymış… Şimdi en beğenileni, emeksiz yemek…Yiyip yiyip şişmek.
Umuyorum ki şu söz, Sadi’yi bir kez daha ve yürekten alkışlatacaktır size:
“Eksik olsun zilletle elde ettiğin yemek! Tenceren kaynıyor ama, onurun devrilmiş!...”
Dahası var dahası.”Açtır köpek, ister ki yemek sohbeti olsun…” diyor Sururi. Eeee… Yalakalığın ortaya çıkış nedeni araştırılsın… Doğum günü araştırılsın yolsuzluğun…
Sıkıldınız… Geçelim…
Temcit pilavını sever misiniz? Hani şu, ısıtılıp ısıtılıp öne sürülen… Ya da, önceki günden kalma zeytinyağlıyı? Boileau diyor ki;
“Beş para etmez yeniden ısıtılmış yemek…” E, etmez elbette.
Son söz: İster zengin olsun ister fukara, yemeğin üstüne… (Sakın sakın haa!...)
En son söz: Emekçe yemekler…