İNSANIN HİKMETİ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: June 19, 2009, 01:33:01 PM
Belediye mezarlığında gömülebileceği yerinden başka toprağı olmayanlar da elbette ‘Ben de yaşadım.’ diyeceklerdir.Yaşamı boyunca kahvaltısında ikiden fazla katık bulamamış olanlar da kullanacaklardır aynı sözcüğü:Yaşadım!...
Herkesin dili de kendine , dilinden dökülen sözü de. Dahası, dahası bile.Herkesin hikmeti kendine…
Hoca’mız hikmet sahibi.Bizim Hoca’mız canım, Nasrettin Hoca’mız.Onun hikmeti de kendine.Sizinki gibi, bizimki gibi…
Varsın herkes kendisi ölçsün kendi hikmetinin ağırlığını.Kendi kantarında.Topuzu mu kantarın? Kaçıran kaçırsın canım! Kim hangi kantarın topuzunu kaçırmış da kim ne demiş kantarın topuzunu kaçırana…Hıhh!...
-Nasrettin Hoca’m, etme eyleme! Bilge olduğunu söyleyen birisi geldi köyümüze. Birkaç soru soracakmış da, en bilge kişisini istiyor köyümüzün.Rezil olmayalım Hoca’m.
-Siz, en bilgeniz diye seçmediniz mi muhtarınızı? Bizi yönetebilecek en us’lu (akıllı) kişidir diye getirmediniz mi onu başınıza? demek gelmiş içinden ama diyememiş Nasrettin Hoca.
Varmış oturmuş köye gelen ve bilge olduğunu söyleyen kişinin karşısına.
Bilge kişi, bir çember çizmiş ayaklarının altındaki toprağa elindeki çubukla. Ortasından bir çizgi ile bölmüş çemberi Nasrettin Hoca. Bilge kişiye sormuş köylüler:
-Sen ne sordun, Nasrettin Hoca ne yanıt verdi?
-Ben, dünyanın yuvarlak olduğunu söyledim, Nasrettin Hoca da kabul ederek, ortasından Ekvator çizgisinin geçtiğini söyledi. Bravo Hoca’ya!
Bu kez de Nasrettin Hoca’ya sormuş köylüleri ne sordu, sen ne yanıt verdin diye.Hoca, küçümsemiş birazcık…
-Ortada bir tepsi baklavam var dedi, ben de yarısı senin, yarısı benim…diye yanıtladım.
İnsan işte… Her ikisi de… Hikmetleri bambaşka ama, hikmetleri bambaşka…
Yerkürenin bir yüzey parçasını incelemeye çıkmış araştırmacılar. Fizikçi, matematikçi, kimyacı, yerbilimci, antropolog (İnsanın biyolojisini ve sosyolojisini inceleyen bilim insanı). Birden sağanak bir yağmur bastırmış. İbrikten boşalırcasına. Bir köy evine sığınmışlar. Köylü, bu zoraki konuklarına bir şeyler hazırlamakla uğraşırken, araştırmalarını köylünün sobası üzerinde yoğunlaştırmış araştırmacılar. Bilim insanları.
Köylünün sobası, yerden yaklaşık bir metre yükseğe kurulmuşmuş. Bilim insanlarının ortak sorusu:
-Acaba neden?... Soba, neden yaklaşık bir metre yükseğe kurulmuştu?...
Kimyacı: Köylü, sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, sobanın kolay yakılmasını amaçlamış.
Fizikçi: Köylü sobayı yükselterek, konveksiyon yolu ile odanın kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiştir.
Bilim insanı da olsa, insan insandır. İnsan insandır ve herkesin hikmeti kendine…
Yerbilimci: Burası deprem bölgesidir. Deprem sırasında sobanın taşlar üzerine yıkılmasını sağlayarak, yangın olasılığını azaltmak istemiş olabilir köylü.
Matematikçi: Köylü, odanın geometrik merkezine kurmuş sobayı. Böylece, odanın düzgün ısınmasını sağlamış.
Antropolog: Köylü, ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmadan, ateşe saygıdan dolayı sobayı yükseğe kurmuştur…
Her beyinden bir hikmet… Herkesin hikmeti kendince… Tam bu sırada, işini bitirmiş olan köylü odaya girer. Sorarlar köylüye bilim insanları, sobayı yükseğe kurmasının hikmetini. Köylünün hikmeti de kendince:
-Borular yetmemişti…