ÖĞÜT ÜSTÜNE By: Kenan Kalaycıoğlu Date: June 19, 2009, 01:35:44 PM
Başlıktaki ilk sözcüğü duyunca, ya “ananızın öğüdü” gelir öncelikle aklınıza, ya da Ziya Paşa’nın o ünlü sözü:
“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” (nush: nasihat, öğüt kötek: dayak) Uyarıyorsunuz, almıyor. Öğütlüyorsunuz, anlamıyor. Aslında almıyor-anlamıyor değil, almak da istemiyor, anlamak da.
Ne yapacaksınız?
Kendi yönteminizce…
Syrus diyor ki, “Verilen öğütlerden, yalnız akıllılar yararlanır.” Us’u az olan, us’u önemsemeyen, us’u burnunun ucunda olan ne yapsın öğüdü. Oysa, Sadi, “Dinlemeyeceklerini bilsen bile,öğüt olarak ne biliyorsan söyle.” diyor. Biliyor ki Sadi, insan türlü türlü ve her tür insanın gereksinimi var öğüt almaya.
Yalnızzz… Öğüdünüzün öğüt olabilmesi için önce kendiniz uymalısınız kendi öğüdünüze. Talkını verip de salkımı yutmak olursa…F. Attar da öyle diyor:
“Verdiği öğüdü kendisi tutan, bunu başkalarına da dinletebilir.” Yoksa? Yok…
Şu sözlerinin güzelliğine bakınız İspanyol atalarının:”Hiçbir zaman, hiçbir kimseye savaşa gitmeyi ya da evlenmeyi öğütlemeyiniz…”
Sizce öğüdü kim verir? Us’lu (akıllı) olanlar. Öyle ya canım! Bilgisi, deneyimi olmalı öğüt vermeye kalkışanın. Öyle olmuyor ama. Ernest Renan da öyle olmadığını bilenlerden:”İnsanlar yaşlandıkça, öğüt verme hastalığına tutulurlar.” diyor. Anladık. Siz, emekliler diyecektiniz...
Uzun uzun öğütler, çoğu kez şaşırırlar gidecek adreslerini. Yanlış yere değil, bomboş yere varırlar. Adressizliğe…Öğütlerinizin böyle yol şaşırmasından yana değil kesinlikle gönlümüz. Ama, gönlümüz Horatius’tan yana. Ne demiş bakınız:
“Ne öğüt verirsen ver, kısa olsun…” Manas Destanı yapmaya kalkarsan öğüdünü, çöpe atmış olursun kendi elinle. Biline…
Öğüt vermenin de yolu vardır. Doğruluk ister, güzellik ister, yerindelik ister. Nasrettin Hoca değil ki herkes…
“Ne öğütlerseniz öğütleyiniz ama, doğru ve güzel öğütleyiniz…” Huxley.
“Sonsuza dek yaşayacakmış gibi öğreninizi, yarın ölecekmişsiniz gibi de yaşayınız.” diyen Mahatma Gandi’nin var mı sözü üstüne sözünüz? Yok!... Alkışlarınızı duyuyoruz. Bunun için, kulak veriniz ama öğütlere.
Yanlış saat bile günde iki kez zamanı doğru gösterir ya, Boileau da o yol üzre gidiyor: ”Sersemler bile ara sıra iyi öğütler verebilir” diyor. La Rochefoucauld biraz alaya mı alıyor dersiniz bizi? Öğüt verenleri yani. Hangimiz hiç öğüt vermedik ki.
“En cömertçe bağışlanan şey, öğüttür.” demiş. Yalnızzz…
“Öğüt verecek zamanı bil; krallara öğüt vermek, tehlikelerin en büyüğüdür.” diyor Herrick. Arap atasözü de aynı yollu: “Sakın bir toplulukta öğüt vermeye kalkma!” Kalkarsan ne mi olur? Onu o zaman görürsün…
Us (akıl) u az olanın zenginliği nerededir dersiniz? Boileau yanıtlıyor sizin de adınıza: “Aklı (us’u) az olanın, öğüdü çok olur…”
“Başın belaya girdikten sonra öğüt istemişsin ne çıkar…” Syrus. İşte Cicero da bu yol üzre yürümüş. “Kendine en iyi öğüdü yine kendin verebilirsin…”
Sessiz olunuz…Yaklaşınız… Kadınlara duyurmayınız kendiniz de, Thomas Moore’u da. Bakınız ne diyor öğüt ve kadınlar üstüne:
“Bir kadının verdiği öğüdün tam tersini yap, başarı kazanırsın…”
Susunuz… Susunuz…
“Öğüdün iyisi gece gelir…”Lessing.
Bitirelim. Kendimiz için, kendimizle bitirelim.Lady Montagu’nun özdeyişi ile: “Bazen kendi kendime çok güzel öğütler veririm ama, o öğütleri dinlemem bile…”
Siz, öğüt dinleyenlerden olunuz ama…