DUYARLILIK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: October 15, 2009, 09:32:22 AM
DUYARLILIK
Varlıkların en değerlileridir canlılar: bitkiler, hayvanlar, insanlar…
Ya, canlıların en değerlisi?
Capcanlı bir ormanın, insan gönlünde uyandırdığı güzel duyguları düşünün. Hele, günümüz kent insanının arada bir gördüğü bir kır yaşamı, bir orman ortamı karşısındaki duygularını düşünün. İnsanın yüzüne güler gibidir.
Hayvanlar da öyle. Evinizdeki kedinizi düşü- nün. Kapınızdaki köpeğinizi düşünün. Nasıl vurgundur size. Nasıl bağlıdır. Okşandıkça, gülen güzel duygular serpiştirir yüzünüze de gönlünüze de.
Ya insan?
Bitkiler de güler, hayvanlar da güler insanın yüzüne yüzüne ama, insanın gülümsemesi bir başka. Bir bambaşkadır insanın, insan yüzüne karşı gülümsemesi. İçten bir tebessüm sunması.
Elbette, insansa eğer…
O da ne demek? Yani, “İnsansa…” ne demek?
Sabah sabah işinize gitmek için bindiğiniz dolmuşun sürücüsü “Günaydın!”ınıza yanıt vermiyorsa, üstelik “vuran ök…”ler gibi bir davranış sergiliyorsa… Geçiniz onu. Dünya insan nüfusundan saymayınız onu.
Kentinizin kalabalık bir caddesinde yürüyorsunuz. Teknolojisine hiç mi hiç katkısı olmayan elinde cep telefonuna dalmış, ayaklarınızı çiğniyor arkadan. Göz göze geliyorsunuz ve bir “Affedersiniz!” bekliyorsunuz ama, boşuna. Bir yaşam boyu bekleseniz de gerçekleşmeyecek o beklentiniz.
Geçiniz öyleyse o canlıyı da… O canlı gibi olanları da geçiniz. Saymayınız onları dünya nüfusundan.
Apartman kapısını açıyorsunuz, kendisini gözlerinin karası gibi karalara sarmalamış “hanım”a; sırtını dönüyor bu insanca davranışınıza. Sırtını, yumruklanmaya alıştırdığından mıdır nedir? Geçiniz bunları da. Kaya diplerinde biten, gün yüzü görmemiş “ot”lar bile daha insancıldır insana karşı.
Hastane koridorlarında sabahın beşine doğru avaz avaz söyleşenler için ne söylersiniz? Ne önerirsiniz ya da?
-Onlar hayat bilgisi dersini henüz okumadılar mı diyeceksiniz? Geçiniz, geçiniz… Okusalar bile, anlama dönemlerini çoktan geçirmiş bunlar. İnsan olamazlar. Saymayınız bunları insan nüfusundan.
Kesinlikle beğenmiyorsunuz bu anlattıklarımızı. Beğenmiyorsunuz, onaylamıyorsunuz, yapmıyorsunuz. Öyleyse siz, insansınız. Siz, duyarlı insansınız. İşte, dünya insan nüfusunu oluşturan sizsiniz.
Peki ama, çok mu zor duyarlı insan olmak? Zorluğu-kolaylığı göreceli olsa da, emek ister duyarlı insan olmak. Belki de emek istediği için değerlidir duyarlı insan olmak.
Hindistan caddelerinde dolaşan inekler gibidir duyarsız insanlar. Öylesine o inekler gibidirler ki; nerede, ne zaman, ne yapacakları belli olmaz… Üstelik, hiçbir kutsal yanları da yoktur zavallıların.
Sevgi gibidir duyarlılık. Yüreğinizdeki sevgiyi tüketebilir misiniz insanlara sunmakla? Öylesine artar ki siz sundukça. Duyarlılık da öyle. Siz yeter ki sunun onu çevrenize. Isıtacaktır sizi, yaydığınız sıcaklık.
Güzel bir sözü var İngilizler’in konumuzla ilgili. “Bir centilmen, hiçbir zaman göze çarpmaz.” Çarpmaz çünkü; insan için olağan olan, doğru olan, istenilen olan, centilmenliktir. İnceliktir, duyarlılıktır.
Ancaaak;
Kültür düzeyi düşük olan toplumlarda sorun oluyor çoğu kez duyarlı insan olmak. Korkak, çekingen, pısırık, çıtkırıldım, hanımevladı… diye algılanıyor. Tavuğun, dünyanın en değerli incisine bakışı gibi…
Asıl sorun?
Asıl sorun ise, duyarlı insan görüntüsü ile kurnazlığın birleşikliğidir. Korunmak için, gereğinden çok duyarlı insanlardan sakınınız… Sakınınız…