TRABZON GEZİSİ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: November 12, 2009, 10:12:04 AM
TRABZON GEZİSİ
Gezi yazısı, edebi bir türdür edebiyatta. Makale gibi, Anı gibi, Deneme gibi…
Gezilen, görülen yerlerin her açıdan ilginçliklerini anlatmakla yükümlü olduğu için, iyi bir gözlemci ve iyi bir betimleyici olmalı gezi yazarı.
Nerede, ne zaman, ne derecede söz edilirse edilsin gezi ile ilgili, çekinmeden söz edebilirsiniz Evliya Çelebi’ den. Onun, Seyahatname adlı ünlü yapıtından. Dünyaca ünlüdür çünkü. On cilt…
İster misiniz Trabzon’a da gezisi olup olmadığını bir bakalım. Gezmiş… Trabzon’u da gezmiş, daha daha nereleri de.
Evliya Çelebi’nin gözünden, belleğinden işte size Trabzon:
“Beşinci iklimde olmakla suyunun ve havasının güzelliğinden bütün halkı zevk ehli, gezip tozmaya, yiyip içmeye eğilimli, gamsız ve kayıtsız, zarif ve âşık kimse-lerdir. Yüzlerinin rengi kırmızıdır. Kadınlarının her biri birer ay parçasıdır.”
Şu “zarif” sözcüğü ile “Uzunsokak’ta yürüme kültürü” nü yan yana bir düşününüz isterseniz.
“Bu kentin halkı eskiden beri yedi kısımdır. İleri gelenler… Bilginler… Tüccarlar… Sanayiciler… Gemiciler… Altıncısı bahçıvanlardır. Zira bu kentin Boztepe bağları genellikle bağdır ki, hepsi sicilde kayıtlı olduğu üzere 31.000 kadar bağ ve bahçedir. Badılcan inciri derler bir nevi inciri vardır, o kadar lezzetli olur ki, Nazilli’de bile bulunmaz. Yedi türlü zeytini olur. Trabzon zeytininin bir cins ufağı vardır ki, ham iken yenir. Siyah kiraza benzer. Buralara özgüdür.”
Kaç ağaç, kaç ağaç kaldı dersiniz Evliya Çelebi’ nin, Seyahatnâme’sinde sözünü ettiği bu incirlerden, zeytinlerden…
“Trabzon’un kuyumcu ustaları gibi usta yoktur dünyada. I. Selim burada doğmuş, çocukluğunda burada altın kakmacılığı öğrenmiş. Babası Beyazıt Han adına Trabzon’da sikke kazımıştır.”
Kuyumculuğun dününü-gününü siz daha iyi karşılaştırırsınız…
“Gayet güzel ve rağbette olan sedefkâri sanduka bir burada yapılır, bir de Hindistan’da.”
Biz, ceviz desenli gelin sandıklarının, çeyiz sandıklarının Trabzon’a yıllardır Kahramanmaraş’tan pazarlandığını biliyoruz. Siz de biliyorsunuzdur besbelli…
“Zağanos Kapısı’ndan dışarıda Kavak Meydanı vardır ki bütün paşalar tatil günleri askerleri ile o gönül ferahlatan yere çıkıp, cirit oynarlar. Geniş bir meydan olduğundan, ortasında üç kat gemi direklerini birbirine bağlayıp, yere dikerlermiş. Taaa tepesinde altın yaldızlı bir top vardır. Bütün usta biniciler dörtnala at koşturarak, o topa ok atarlar. Altın top, onu vurana verilir.”
Atınızı, sıkı sıkıya bağlayınız Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği o Kavak Meydanı’nda bulabildiğiniz bir boşluğa… Kendiniz koşmaya çalışınız sabah sporu için. Bulabildiğiniz boşlukta…
“Turna kanı üzüm şırası gayet güzel olur. İçene sarhoşluk vermez. Misketi gayet lezzetlidir.”
Devir değişti Çelebi’m, devir değişti… Susayan da colla içiyor artık susamadığı halde “afi” olsun diye içen de… Hem, içerken büyük harfle bir “IIhhh!..” çekmek de Uzunsokak yürüyüşünde, karizma üstüne karizma. Üç üniversite diplomasına bedel…