YAŞAMAK ÖLMEK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: November 16, 2009, 02:05:39 PM
YAŞAMAK… ÖLMEK…
Gitmek-gelmek, almak-vermek, oturmak-kalkmak gibi bir şey yaşamak-ölmek. Gibi bir şey dedik ya, sanırız ki yanılgımız da burada başlıyor.
Biribirinin karşıtı değil sanki yaşamak-ölmek. Hem, niçin karşıtı olsun ki!.. Biri, diğerinin sürdürümü. Biri biterken, öbürü başlıyor durdurulmamak üzere. Sizce de öyle değil mi yani. Yaşamanın sonu ölmek…
“Ölüm ile ayrılığı tartmışlar,
Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık…” dizelerine yansıtılmasından da anlaşılacağı üzre, ayrılığı bile ölümden “beter” saymış insanoğlu. Ayrılık, ölümden daha daha çekilmez imiş. Hıhhh!..
Ölüm, yokoluştur; ayrılık yaşamın içindedir.
Yaşam nedir ama? İşi olmasını düşünmek… Severek yapacağı bir işi düşünmek… Evini, insanca geçindirebilmeyi düşünmek… Kirasını ödeyememek. Kışlık odununu alamamak. Dolmuşa binemediği için, işine yaya gidip gelmek. Çocuğuna harçlık verememek. Oğlunu-kızını evlendirememek.
Bilebildiklerimizden sayalım mı daha? Yok yok! Bunaltıcı bunlar. Kahredici, bıktırıcı, üzücü, küstürücü. Yaşama küstürücü…
Muzaffer Hacıhasanoğlu’nun Deli’si diyor ki Deli adlı öyküsünde: “Yaşama arzusu olmalı insanın. Hem, biri bitmeden öbürü başlamalı, yaşama isteği vermeli insana.”
Olmazsa, olmazsa olmuyor işte. Anlamı kalmıyor yaşamın. Ya da “çile” oluyor anlamı yaşamın. Oysa; insan, insanca yaşamalı. İnsanca yaşatmalı insanı insanlar
Sonunda, bitti bitiyor yaşam. Kaçınılmaz son. İlk çocukluk yıllarımda “Akılsızlar!...” diye geçerdi içimden, “Allah hayırlı ölümler versin!...”diyen büyüklerimiz için. Hey günler… Hey çocukluk…
Kimi taşların sert olduğu mu geç anlaşılıyor, yoksa kimileri mi taşın sert olduğunu geç ve güç anlıyor. Karışık işler… Karışık dünyanın, karmakarışık işleri işte.
Ölümün biçimi de önemli. Çok önemli.
“Allah’ım!... Al canımı da kurtar beni!...” diyenini de gördük biz bu dünyanın. Bu yaşamın. Günlerce, aylarca hastane odalarında yatmak… Kalkıp önüne bile gidemediği hastane penceresinden dış dünyayı hayal etmek. Yandan yana dönememek …
Bilebildiklerimizden sayalım mı daha. Yok yok! Bunaltıcı bunlar. Bıktırıcı bunlar. Üzücü, küstürücü bunlar.
Yaşamın biçimi ne denli önemli ise, ölümün biçimi de öylesine önemli. Belki, daha daha…
İşinden dönen genç, duşunu aldıktan sonra, “Bir elma soy da yiyelim hanım…” diyor. Yanında elmasını yerken, ölen kocasının geç fark ediyor öldüğünü hanım.
Ölüm işte…
Sıktık sizi.Bağıslayınız.
Montaigne diyor ki; “Ne korkuyorsunuz ölümden! Siz yaşıyorken ölüm zaten yok. Ölünce de, ölüm sizin için hiçbir şey değildir!...”
Kime inanmalı. Karışık dünyanın karmakarışık işleri…